| |
GÜNÜN ŞİİRİ-AGLAMAKLI
Oktay Baykurt tan seçtigimiz hergün farklı bir şiir
Kategori |
: seçilenler |
Tarih |
: 17 Temmuz 2011 16:48 |
Yazı Boyutu
4 ADET GECE GÖRÜŞLÜ SONY CHİP SETLİ KAMERA + ALARM SİSTEMİ KOMPLE ÇALIŞIR HALDE KURULUM DAHİL TÜM KREDİ KARTLARINA 12 EŞİT TAKSİTTE 1000 TL BİLTEK BİLGİSAYAR VE GÜVENLİK SİSTEMLERİ 0 542 814 85 80 ................................. POLİTİKA ; POLİTİKACILARA BIRAKILMAYACAK KADAR ÖNEMLİ BİR KONUDUR.DEMOKRASİ ; HAKETTİGİMİZDEN DAHA İYİ YÖNETİLMEYECEGİMİZİ GARANTİ EDEN BİR SİSTEMDİR ağlamaklı Kırıldın...
Demiştim dedin kendi kendine kaç kez.
Kaç kez ifadesizliğinden iğrendin hayatın
Fersahlarına kaçtın biliyorum yüzsüzlüğün
aldırma gülüm sen bana
aldırma ahşap yapılı yalanlarıma
aldırma kına vurulmuş yaptıklarıma
kendine dön geceden habersiz
gözlerime aldırma
mahurluğu senden başkasına...
Bayrakları insin artık muhabbetin
Marşını susturun aşkın
Sarıya çalgın çiçekleri yolun hülyalardan
Fener alaylarını seyredin ayrılıkların. OKTAY BAYKURT ................ bazen dün oluyor insan ...bazen dün oluyor insan
zamana gömdüklerini çıkarıyor istemeden,
istemeden kutularını açıyorsun yaşanmışların...
Ve yollar odalar sığdırıyorsun gözlerine
ama için acımıyor tozlu geçmişine yüreğinle dokunurken...
Yüzünü aynalara asmak yerine bugüne arşivliyorsun,
yeniden anmak için yaşamaya devam ediyorsun... ................. adımı koyamadım Bardağını taşırmak mümkün değil yalnızlığın
Perhizde kalabalıklarım
Orucunu tutmaya o kadarda hevesli değilim aslında
Aklımın şadırvanında susuz kalmış umutların.
Erleri aç, eli oltalı düşlerimin.
Faytonları rast makamında ayaklanmaz,
Hımbıl hünerli heveslerimin.
Çimen yürekli olsam ne vardı sanki!
Envayi çeşit çiçeklerim olsa ne olurdu!
Ah! ben, kıblesini yitirmişim sergüzeştliğin!
Gülüşlerimin boyları beysiz.
Anonim yaslarda kayboldum,
Bakiliğimin sazları hem mızrapsız hem de telsiz.
İsa gibi içimde ölenleri diriltsem
Musa gibi mimiklerimi yutan denizleri ikiye bölsem
Muhammed gibi başıma taş yağdıkça
Vaziyetimin hikmetine gülsem, sabretsem. ................ yedi kardeş Biz yedi kardeştik
Yetmiş mahalleli şehrin kedileri
Fare parodilerinin jönleriydik
Deniz kokmazdı ağzımızda
Vurdum duymaz dertler doyururdu karnımızı.
Kepekli havalarda hayyallenir
Soğuk kırıntıları yapardık kemikten kayıklarımızı
İpotekli çöp bidonlarımız vardı,bir gecelik
Bir gün göz boyar ertesi gün diz bükerdik
Kediydik işte yedi bıyıklı
Kah sahipsizliğin anyasında geçerdi zaman
Kah çocuk taşlarının konyasında
Yine de vardık işte köpeklere inat
Yaşasın kurtarıcımız erik dalları. ............... Yakaza Düşlerim Şu an sabahın altısı Ve yakazaligimda mavi bakışlı bir kadın. Ne sağ ne de sol farketmez bu gün Kalkışlar serbest asaletten ve sinirden yana... Berhudar olduğum kadar onun yokluguyla da en yogun sabahlarındayım ayrılığın... Şiirselligimi kenara bırakıp onu anlatmak isterdim kızıl yüzlü tepelere Kendimi bir kenara itip onu dinlemek isterdim bosluğunda gözlerimin... Sen, ey sevgilerimin serhaddi! Sen mavi gökyüzlü kadın! Elini saçına götürdügünde kaç lifleri kırılır biliyormuydun tenimin... Her sigara çekisinde kaç hektar ben yanardım içimde.... Her dudak büzüşünde kaç evler çökerdi biliyormusun... Her önüne egilisinde ne vesveseler ne safsatalar çakılırdı beynime.. Tırnağındaki o koyu kahverengi renkteyim şimdi... Harcına biraz da BEN koysana dudağına sürdügün rujun Adam akıllı yalnızım artık Kızıyım sensizliğin sılasında hasretin... Canlarına sigaranın dumanını dola ben yerine Her evden çıkışında güneşe bak yansımasını görürsün orda yüzümün Gülmeli miyim ağlamalı mıyım sevinmeli miyim Bunu bir anlayabilseydim,uyuzluğuna yanıyım sevgimin! Sen, ey içime silgiler çeken kadın! Kelimeler uğurlamaya geliyor beni sensizlige gidisimde bak! Bir damla yaş dökermiydin bir kova su yerine arkamdan Bir ofla yanımdasın şimdi; bir tıkla karşımdayken eskiden...
Oktay Baykurt .................................. Varsın Bitsin Biran kendime ve sana baktım...
Ben çok ileri gitmişim bi şeylerde
Ama mutluyum da bundan
Sen ne geridesin
Ne de yanımda
Uzak olan bir dünyanın yıldızları olmak
Güneşsiz kalmak
Ve senin gülüşlerinde kahrolmak
Varsın içi boş bir koza olsun
Varsın sen olma samanyolunda
Varsın bitsin bu aşk
Oktay Baykurt ................................... GENÇ ÖLÜM Şarkıların virajında tepe taklak gitti sevdalı.
Yandı kül oldu ne kadar çicek varsa elinde,
Veremedi en sevdiği kaldırım güzeline...
Sözlerin ekildiği,adımların çizildiği taşlar onlarsız eskiyeceklerdi artık.
İlk buse ilk sarılma sır olup gidecekti...
Hayata tutunmak istedi ambulansta.
Bir el uzandı gökten, meftunesiydi gördüğü;
uzattı elini, zamanı bıraktı gitti...
Yakışmadı be sevdalı sana böylesi!
Bir şarkıya dalıp şarkı bitmeden nefes vermesi.
Bu şehir bu caddeler şarkılara kaldı bak!
Her yerde onların ayak sesleri...
Notalara dil olup aşka ritim olmak varken
Gerdanlık oldun aç topraklara...
Şimdi ölümler mi fışkırsın tüm aşklardan?
Kavuşmalar şarkılarda mı kalsın?
Bir kadeh aşk şarabını içemeden şişeyi gözü yaşlı maşukuna bıraktın...
Söyle!Kırmalı mı,atmalı mı,saklamalı mı bu şişeyi maralın?
Ama unuttuğun bir şey var be sevdalı ,
Sen,ölümün en genciyle kucaklaşırken; sevdalını genç bıraktın ............................................ Matruşka sen dostluktan yuvarlanmış bir matruşkasın... insani duyguların hepsi sana yapışkan hep sen de iç içe... bilirim malumsuzluk gerekir senliklerime... tebliğsiz kalmalı yüreğin beklentilerime... acımak sana yakışmaz bilirsin... çünkü sen yücesin gözlerin kadar... yüreğin kadar benimsin… Oktay Baykurt .................................. Markalar Kavşağı mercedes kavşağa girmişti...kavşağın diğer yönündense bmw geliyordu...onun arkasında ise ford vardı...trafik lambası da olmayınca ortalık kuzuyla kurda kalmıştı...mercedes tekerleklerini yana açarak bmw'ye rest çekti yolundan çekilmesi için....bmw homurdandı,sen de kimsin,asıl sen çekil yolumdan....ikisinin tartışmasına bir sürü demir parçası geldi...skoda,lada ve tata....
opel,volswagen,cıtreöen ve audi ise kimden tarafa olacaklarına karar veremediler...herkez saf tutmaya çalışıyorlardı ki yola aniden bir lastik gIcırtısı hakim oldu...
gelen schumahher'den başkası değildi...ayaklarından lastik kokusu çıkıyordu....bütün 'hın hınlar' onun bu tartışmaya hakem olmasını istediler...
buna subaru,hyundai,honda,kia ve renault karşı çıkınca FERRARİ ve ROYS ROYS aldıkları duyumlara göre olay bölgesine el yapımı demirlerini gönderek shumahher in hakemliğini onayladılar....
koskocaman kavşak ve bir sürü demir yığını...karşılarında ise eli mikrofonlu schumahher....sayın demir yığını..herkes eksozuna ve lastiğine sahip çıksın lütfen, çünkü gürültü işimizi daha da bir zorlaştırır...taraflar gelsin ve davaya başlayalım....
tak tak tak sesleri içinde direksiyonlar kırıldı ve belirli bir açı hizayla herkes mahkeme alanında yerini aldı....farlar söndü,el frenleri elsiz kaldı, camlar köpürdü..
ilk önce mercedesin avukatı ''hitler'' dinlendi......hitler şöyle diyordu:bu yollar bizimdir şeridimizin yanına şerit, levhalarımızın üzerine deuchland'tan başka yazı yazdırmayız...ilk önce biz bu kavşağa girdik...takla atma riskimiz yokken ve iki teker üzerinde gitme şansımız varken biz yolumuzu bmw ye kaptırmak istemedik....biz pencere gözlüler arasındaki rekabet yollardadır onun için
yol bizimdir biz döneceğiz..
hafif bir marj sesinden sonra bmw nin avukatı 'nitsche' sözü aldı:kardeşim hitleri dinlediniz....onun söylediklerine katılmamak mümkün değil ama birde olaya hiçlik,didaktik.terminolojik ve hiperfenomenik olarak bakacak olursak bu kavşaktaki yol hakkı bmw ye aittir...çünkü bu kavşağın telif hakkı bmw nindir...sayın yargıç işte bu kavşağı yapan demir.asfalt,refüj ve korumalardan aldığımız satış beyannamesi.....
son söz shumahhere gelmişti...kapıcı pegouet herkesin sboblarını tıkamasını ve karar açıklanmadan benzin içmemesini ilan etti...'''KARAR:ulen demirin biz insan tarafından işlenipde işe yarar hale getirdiği toplu cubuk bütünleri....bi yolu mu paylaşamadınız...tamponlarınız o kadar sağlamsa çıkarsınız arenaya uğur dündar abimizin elindeki kırmızı çekete toslarsınız...ne dir bu yaaa.........ya direksiyonunuzda SEMRANIM olsaydı....ha bire kafa atar dururdunuz be banlıyorlere...bırakın bu kavşak polemiğini de araba gibi araba olun....büyüyün be büyüyün...yaşınızdan plakanızdan utanın...hadi gaza basın ve gidin....dava bitmiştir...''
Oktay Baykurt ....................... Mavi Kadınlar gün sakin bir sarılıkta yüzerken, aklımın semalarından geçen pusulasız bir gemi batmaya yüz tuttu özlemin azgın sularına... ve yanlış bilinen bir kurtarma başladı sevgilerde... utanmasız çığlıklarla irkiliyordu kalbim... utanmaz yalvarışlar çarpıyordu kulağıma... o sen miydin... yoksa ütopik bir kadını mıydı göklerin... ahh ben... ah avere ciğerim... mavileri mi buldun süzecek... tellerin kırılır,bitiremezsin... kırmızaya alışkınsın sen... mavileri yutamazsın... tekler yoksa bu adem model vucud... uyandırmaz uykular... ağlaşır ütopik mavi kadınların... Oktay Baykurt ........................... Kuralsız gündüzlerin devri akşamlarda bitiyor...sabahın seyri ise ikindilere götürüyor bizi...insanız, uyurken ölümü tatmak uyanırken hayattan kaşıklanmak görevimiz... yoksa oturmakla ömür biter mi...arşınlamak için sokaklar yapmışız kendimize,sevdiklerimize götürsün diye yollar...binalar dikmişiz kalabalık yaşayalım birbirimizden para kazanalım diye...tarlalar açmışız ciğerlerimizi söken,bitkiler yetiştirmişiz ve bir kökten bin meyve almışız gözümüzü doyuran sağlığımızı bitiren... türlü icadlar yapmışız nesneye dair,bizi tembelliğe alıştıran...örfler koymuşuz ilişkilerimizi düzenleyen; adetlere tutunmuşuz kan aksın diye, dogmalara saplanmışız babanın yanında çocuk öpülmez tipinden... batıllara inanmışız çaresiz kalınca yanı başımızda el açımlığı dua edecek allahımız varken...kimimiz soysuzlaştırmışız yüreğimizi inançlara,kültürümüze...ne kahve kalmış hatırı olan ne de komşusu açken uyumayan...köylü mahalleli olunca, unutmuş kapısının önünden geçenin hali ahvalini...
kim verebilir ki balkonda yanan ızgara kokusunun hakkını,kim bilebilir sahipsiz birçok insan aç gezerken hayvan hakları için zırvalar savururken harcanan paranın miktarını...eskidenmiş evde pişen yemeğin komşu hakkını vermek şimdi neyi boşta buldun kimi yanlız gördün, al elindekileri tıka boğazını...ama bir yerde hak, arz talep meselesi; yalancılık kalpazanlık prim yapıyor aramızda doğrular enayi mertler ise deli...şu ''ab'' neden kağıt üzerinde bizi dahil etmez ki kendine...dejenere olmuş kültürümüze,açık göbeklerimizle,daracık taytlarımızla,göstermekten gurur duyduğumuz degajemizle ve en önemlisi ''bir kerecikten bi şey olmaz'' anlayışımızla hem bedenen hem ruhen ve dahi şeklen ''onlarız''...cep delik cepken delik mefkuresi de artık lütfen tarih olsun, moda,cebe elini sok cepkendekini al ve ne sen beni gördün ne de ben seni...''balık baştan kokar'' derlerdi ya atalarımız...bence bunun islam öncesindeki dedelerimiz söylemişler,kur'an'da nasıl yaşarsanız öyle yönetilirsiniz desturru var, anlayacağınız balık kuyruktan kokuyor artık...gerçek bu...yasaklı olan,görgüye ters düşen şeyleri biz yapamazken-ve yapmak isterken- başkası bunu yaptığında aşırı tepki hatta tavır ya da şiddetle tepki veririz...oysa çoğumuz o yasağı delmenin yollarını gizliden hayalleriz,düşleriz...bence doğruluğu, güzel yaşamayı ve iyi bir toplumun gelişmiş bir toplumun kendimizdeki onurumuza yakışan davranılardan geçtiğini bilmeliyiz...
paragrafı bağladım son cümleyle,yazı bitti sanmayın...ya sevgi ya aşk ne olacak...bir bar kadehiyle başlayan ve yatakta yanlızlıkla uyanılan sabahları unuttum mu sandınız...bir sesin beğenilmesini,kalçalara dokunabilmenin aşk sanıldığını geçiverecek mi diye düşündünüz...ya da bir iş yerindeki dostlukların arkadaşlıkların kaçamaklı yaşantılarını dinlemediğimi mi varsaydınız...ve gençlerimiz,iletişimde zorlandığımız ve onlara göre dillerinden anlamadığımız değerlerimiz...birbirlerinde hoşlandıkları şeyi elde etme savaşını aşk sanan sevgi cahillerimiz...bir insan sevdiği insanı yolun ortasında öpemez...çevresindekilerden değil ondan utanır yürek....neden ''sanmalar'' aşk olur ki ve neden bir toplumda evlenme sayısı ile boşanma sayısının arasındaki oran denkleşir hale gelebilir ki...tanımadan sevilmez,güven duyulmadan sevgi söylenmez...ve bu şıpsevdi sevdaların altı aylık ilişkilerin yapabileceği bir şey değildir...gerçi bu da arz talep meselesi çünkü insanlar için dünya zevk ve sefa yeri artık...bir yüz bir beden bir sevgi az geliyor bize... Oktay Baykurt ........................... Kalp Afacanım Kalp afacanım... Durmadan yaramazlık yapan kırmızı kurdeleli sevgili... Afacanlar kırdıkları şeyler kadar kendilerini de sevdirirler... Bana aşkın mevsimlerinden bahsetme bir daha... Mevsimler değişkendir ama ben değil... Oktay Baykurt ........................ İskelede Bir Kadın Denizin üzerine çadırını açmış bir kadın vardı... İçinde okyanus,okyanusta bir yunus, Yunusta bir hüzün,hüzünde bir alım,alımlıkta bir düş... Onca insanın geçit töreninde, Ayrı bir buluttan yağmurlar yağdırıp ıslanıyordu aklı... Ne meraktı benimkisi Ne de uzaktan hüzzam beste izlemek... Sadece gözlemekti kadının yüzüne vuran içindeki çocuğun sevgisini, Mahzunluğunu,mutluluksu ağlayışını... Abartmaktır belki benim yazdıklarım Belkide dozajını kaçırmış bir renksizlik dünyası... Denize yakın olmak uzaklara gitmek değil midir? Bir iskeleden yakamoza banmak Anıların gözlerde oynaşması demek değil midir? Topla çadırını... Ve bir kol altına sığın. Sıcaklığında kaybol aşkın. Her yaşanan gün hatırandır dünyaya be kadın! Gel sevdaya, Atmosfer benim, Doğa benim. Sen yeterki gitmek iste Varacağın yer benim... Oktay Baykurt ............................. Hadeka hadeka günlerin sonuydun gecenin ortası hışımlarını özledi yüreğim nerdesin basiret tartın nerde tevazunuda mı götürdün yanında beni kim dinleyecek kim anlayacak kim dizlerine çağıracak hadeka can telimdin kırılgandın hadeka gönül ipliğimdin koptun senin revaların nerde vuslatları severdin sen filmlerdeki ayrılıklardan nefret ederdin terkettin haftalarımı bak ama nefret edilmedin gel hadeka yüzümdesin Oktay Baykurt ................................ Gidiyorum ben kaç şiir havası yaşadım
kaç mısralar tünettim aklımda
harfler aradım kelimeler çizdim
duygular gömdüm sayfalara
yassız bir cenaze arkası gibi
ağıtsız bir ölüm gibi gidiyorum senden...
ben kaç havalarına girdim gözlerinin
kanatlar kırdım başlar ezdim
canlar yonttum içime
güzel geçen hızlı ömürler gibi
doyulmamış aşklar gibi gidiyorum…
kaç gidiş böyle vuslat havasında
kaç onur aklın namusu
yıllarımın kamburu olmuş matem
fiskoslar yaktım kırgınlıklar topladım
yere düşürülmüş iğneler gibi
ikiye bölünmüş çuvaldızlar gibi kayıyorum elinden… Oktay Baykurt .................................................... Ebedi Sevgi benim gök silkelenmelerinde yere düşen mavi gözlü yarim
neler getirdin bu gecenin sıfır dördüne
kalmaklıklar gitmiyor uyku dolu gamıma
sabahımı uzaklaştırıyor benden zıkkım olası garibliğim
senden olan bir karanlıkla cedelleşmek
ve vakitsiz ezanlar duymak istemek ne tuhaf
ve ne zor...
terkedemiyorsun, kalamıyorsun gündüzle gece arası düşlerinde
şimdi kapımın önünde bir postacı olmasını isterdim
çantası bomboş olmalı
benden alacaklarını taşıyamamalı
ve bahşiş olarak benden sevme dersi almalı
şimdi bir işportacı geçmeli sokaktan
domates biber diye bağırmalı uykulara aldırmadan
ben onu döğmeliyim dizlerim gibi
hıncımı çıkarmalıyım senle alakası olmayan şeylerden
neler getirdin bu gecenin sıfır dört otuzunda
sentezlenmekte yaprakla çiğ...
tavşanlar oynaşmalarda tilkiler gezinmelerde
baykuşlar bir ceviz ağacında
ya ben
doğanın ferdi olarak bu akıl sahibi olmayanlar kadar değilim
ne yapacağını bilmezim
yaşanmış geceleri bir sabah daha çerçeveleyecek
gittikçe daralıyor duvarımsı tenim
dar geliyor gözlerin
hızmalaştıkça alyansı parlıyor sensizliğin
of ki ne of!
gıyabında senle, huzurunda sensizim
şimdi bir sen dayanmalı kapıya
vurdukça uyanmamalı düşlerim
paçalarından ateş böcekleri düşmeli binlerce
kırılmadık penceresi kalmamalı gözlerimin
ve onca şeyi yakıp yıktıktan sonra
anahtarın yerini bildiğini anımsamalı, içeri girmelisin
çatımdan karanlık akışırken dokunmalı
kirpiklerimden arzular süzülürken öpmelisin
buruşuk sabahlara uyanmalıyız sonra
kırmızı aşkı bitirip ebedi sevgiyi içirmelisin Oktay Baykurt .................... Dağevi Düşleri Beyaz şalını takmışken orman, Evinden yansıyan ışıkları yutan bir ay göreceksin... Gel gitlerini hissedeceksin az da olsa bakmalarımın... Sevgim yanıyor olacak şöminende, ısınacaksın... Çaydanlığında avuntularım kaynayacak, içemeyeceksin Ayaklarını bile uzatamayacaksın yerde; karşındaymışım gibi, utanacaksın.. İs kokulu fincanından kahve yudumlayacaksın ateş renkli... Sensizliğimin piposundan çekeceksin fesleğen kokulu... Sonra bir el dokunacak parmaklarına yüzüğün gölgeli, Yüzüne bakılacak zarfına yeni konulmuş mektup gibi, Ocağa yeni bir dal atacaksınız geçmişe nisbet, Her yıl için bir kadeh atacaksınız feleğin kafasına, Ben neden çok seviyorum sanıyorsun kardelenleri En güzeli bu şiir burda bitmeli hiç doğmamış çocuklarımız gibi
Oktay Baykurt .................................. Boşluk eşyasız bir evin sultanıyım günlerce yağan yağmurun çölü bomboş bir ovanın seli
sandıkları boş kalmış yadigar zamanlarımın umutlarım çoktan mumyalanmış köşelerde zarfını açmamışım bana gülen hayatın
gıyabında asi olmuşum yaşayamadıklarıma sırtından vurmuşum acayip sevinçleri musalla taşındayken ağlamışım yokluğuna sevginin götürmemiş adımlarım bir yerlere cüssemi
gafiliyim, en bedbaht şahsiyetiyim suskunluğun vatanını terkedememişim yüzyıllık boş avuntumun şimdi, içimde yol aldığım boşluğun yorgunuyum
Oktay Baykurt ................................ Ben Sana Talibim Ben sana talibim Ağırlığınca sevgi iste benden Başlık parası eksik olsa da kalbimin Senin için nice aslanları öldürmüş bir yiğidim
Ben sana talibim Ceylanlarımı kovma yanaklarından Beğenmezliğin baykuşlarını çek başımdan Narlarına al beni kimselere çaktırmadan
Ben sana talibim Annemin(gözlerim) dili babamın (ellerim) parası yok seni istemeye Bir ben geldim kendimi sana vermeye,veresiye Veresiye zamanlarda seni içime çekmeye
Ben sana talibim Seni ayakkabı renginden beğendim Ilk önce vitrindeki mankene bakışını En son da karşımdaki masumluğunu sevdim
Ben sana talibim Sensizlikten kutup yazlarını terkedemedim Doğru musun? dürüst müsün? diye sorma Ekvator kışlarını senle yaşamaya geldim.
Oktay Baykurt .......................................... Bazen Dün Oluyor İnsan ...bazen dün oluyor insan... zamana gömdüklerini çıkarıyor istemeden! istemeden kutularını açıyorsun yaşanmışların... ve yollar odalar sığdırıyorsun gözlerine. ama için acımıyor tozlu geçmişine yüreğinle dokunurken... yüzünü aynalara asmak yerine bugüne arşivliyorsun, yeniden anmak için yaşamaya devam ediyorsun... Oktay Baykurt .................................. Ayrılırken 2 Şimdilerde diye başlayan bir şiir bu sana anlatacakları olsa bile aslında bu cümlelerden paye çıkaran benim o serseri firakiliğim. sen orda ben burda seni soruyorlar bana aramıza dağlar girdi seni bana yazmamışlar vs vs... Arabesk günler melankolik kafayla çekilmez bilirsin! Kaderciğimi ben veryansınların eline verdim artık. Ha! Saz ha! Keman eşlik etsin onlara bir ateşin karşısında. Romantizm zevk almak kadar acılanmak da değil midir? Al bana firaklık senden. Kan kana bildiğince içindeki kalabalık duygulara. Yanlışı bendim onların, doğrusunu sen ara bul Gidiyorum, elveda Sardunya! Oktay Baykurt Ayrılırken ben peygamberim sen de meleksin elveda mı bak sabırsız selamiyim dediğim dedik çaldığım inad özveri saf duru herşey seni bulsun ama başkasında sen bulursan seversin ne de olsa hepsi sen elvedanı defterine yaz elvedan bana ait değil kaf dağına bağırdın say hoşçakal Oktay Baykurt ........................... aşk Yeniçerisi Kalamış derelerindeki seyran boylu
Kandillerimin güzel kokulu sisi
Mermer yüreklerin katibiyim ben
Serseri bıçakların kanıyım
Kabadayılığını yaptırma bana aşkın
Gel! Burgaz Adadaki ağacın altındayım
Beni içime sürgün eden nurbanu
Şemsiyesine laleler aşıladığım ahuzar
Gözlerinin tekkelerinde kıblesizim
İçimdeki ben devşirme çocuklar gibi ağlamaklı
Gel! yedi tepeli şehrin heryerinde bir sen saklı
Kalamıştaki aşk yeniçerin oyun bozanlık yaptı Oktay Baykurt ...................... Arayış Milad,isanınmış Ya kime ne bundan Bana ne Zamanın başlangıcıymış Doğmuş da iyi mi etmiş?
Çağlar bizim tarihimizmiş Devirlerimizmiş Ya bana ne bundan Binlerce devir olsa ne yazar Çağlar güzelleşsede insan vazgeçermi huyundan Savaşma seviş deyip; yıkmaktan,parçalamaktan
Kültür birmiş özmüş Geçmişten gelen benlikmiş Ya size ne bundan Bir çare düşünmüştür globalizm kültürsüz kaldıysan Al sana,sen! hatırlarsın belki küreselleşirken?
Nirvanaymış,meditasyonmuş,yogaymış Kurtarırmış insanı gündelikten,güncellikten Bana ne TÜRKE NE Korkma kendinden içindeki aynayı yere düşürdüysen Uzak dur ne anlar tek dişliler senin derdinden Yol ver geçsin içindeki sevgi Sen iste en alası bulunur biraz aşk çal YUNUS EMREDEN. Oktay Baykurt ......................... Zamane Zilhicce bitti Nisanbirinde kandım ben sana miladın Rumi yılları yaşamadım peşinde Daha hicretinle kalışların berzahlarındayım Sana olan aşkımın başlangıcımı Etinde adem ile havvanın
Yıllarımın kozasıdır her gözünü açtığın gün Ayrılıklara beş kala gel Yanlızlıkları çeyreklere vardırma Tutturma kavuşmalarımıza nöbetlerini 24 lerin
Ey sevgili! Hayatengizim! Şimdi zaman bir çocuğun elindeki oyuncak Bense ömrünün kasımındaki aşk bedevisi Taş devirlerimi eritti gelmesizliğin Ömrümü ilhak etti gözlerin Bak dudaklarıma! memati yıllarımın cıgarası tellenir Cebimdeyse kavuşmaklığımın ıslak kibriti; sensizliğin...
Nisan bitti Güz dökümlerinde içini açtım sana ilkbaharların Aşkın ekvatorlarına dokunamadım peşinde Daha eylülündeyim,kirpiklerimden düşeremediğin saksıların Sana olan aşkımın sonu mu Kanında, israfilin nefesini en son hissedecek insanın Oktay Baykurt ............................ Sevgiliye Sinendeki oyuncaklardan uzak tutma beni ey sevgili İçimdeki çocuk durmadan oynamak ister atlıkarıncanda
Yanağındaki salıcaktan atma beni Dudağındaki tramvaya al Alnındaki beşiğin tülbendi yap Saçlarındaki uçurtmalar aklımın gökyüzünde bak Sana aldığım bebeğin elinde ipleri
Kalbindeki kadından uzak tutma beni ey sevgili İçimdeki erkek durmadan sevmek istiyor seni Bu nefes, vatan diye boynundaki kokuyu bilmeli
Tenindeki yelkenliden atma beni Gam trenlerine al Izdıraplarının küllüğü yap Sarı rüyalar gecelerimin kol düğmesi bak Bana bakmayan gözlerinde iğneleri
Oktay Baykurt ............................... Yaşamak İstediğim Varlığıma ayrılan bu kısacık zamanda yaşama dair her ne varsa ıslah edilmemiş duygularıma ait alemlerde gezmek istedim hep..İçime sakıt olsan firari çocuğun elinden tutan birini istedim.Kuklası olmak istedim uzaklardaki benin.
Bana bahşedilen sevgilerde bir şeyler eksikti..Gaybdan gelen bir ses duymak istedim.evet sevildim,hem de kaç kez...Kaç kez sanılarına aldandım karşımdaki güzellerin ama yapamadım.Onlar içimdeki denizin rengini değiştirmek istediler.Dalgalarıma köpük olmak istediler.Kum tepelerimi içlerindeki acizlik iksirinin suyuyla yok etmek istediler.Oysa benim denizimde yunuslar kadar deniz kızlarınında güzelliği vardı..evet bir güzelim olmalıydı ama güzellerin hepsi denizimde yüzmeyi değil kendilerine gölcükler istiyorlardı,küçük,kısır döngülü tek tip gölcükler...
Sırt sıvazlamasını bilir misin? Bir gönlü okşamayı; güzel,can alıcı sözlerle! Şiirselliğe vurulmuş çınar ağacının gölgesinde sevgiliyle olmayı kim istemez ki...Ay yüzlü çiçeklerin arasında koşmayı...Mahur bir bakışta kaybolmayı hangi göz istemez ki...Ders almadan,yazmadan hasreti,çizmeden anıları kim sevmek istemez ki...
Varoşlardaki çöp tenekesi gibi hissettin mi kendini hiç? Yerlere çöp atmayınız yazısına aldırmadan kenarına sarhoşların naraları atıldı mı? Değeri solmuş kuru bir demet gül atıldı mı yüzüne,içine? Gönül poşetlerini yuttun mu hiç? Eskimiş çalar saatleri dinledin mi güneşin altında? Çöpçülerin eldivenlerindeki umutlardan bir şeyler kapmayı denedin mi benim gibi?
İthal fasılalarda çalınan bir ud ezgisinde sevgili dinlemek istemiyorum.Maşukum neyzeni olmalı umarsız beklentilerimin.Ölümsüz bahaneler sunmalı içimdeki vatansız heyecanlarıma.Koşmalıyım,zorlanmalıyım çilekeş nazlarının ardından.Metanetimin üstüne gelmeli,olursuz düşlere gargetmeli gecelerimi.Gamın camına tırmanmalıyım gideceğim yolun acımasızlığına aldırmadan...
Kahpeliğin huzurunda bir ben miyim namert? bir ben miyim mertliğin sultanı,belimde gül işlemeli kuşakla? Mecnunu görmediniz mi? Şirini,Aslıyı,Donkişotu…Çöller eskidi,zındanlar kurudu,atlar yaşlanmadı bu aşklarda… Oysa onlarda ben gibiydiler,taşıdıklarımız aynıydı! Yaşamak istediklerimiz,çırpınışlarımız,kadere isyanlarımız,kavuşmasız aşklarda ömür tüketmemiz..Adanmışlığım zikirsiz kalmaz inşaallah! Haritasız yüreklerde yaşarım..yönsüz ırmaklarda yüzer sandallarım.
Ben ki aşkı rotasız bir gemide yaşamak istiyorum.Yelkenlerimde hilali parlamalı samimiyetin.Fırtınalar yutmalıyım göğsümde.Ayrılığın dev dalgalarını yarmalıyım sevgilimin elleriyle.Limansız kalmalıyım alabanda olmalıyım her bakışta.
Ey sevgili! Sana anlattıklarımdan kıssalar çıkarma kendine.Yoksun bak! Göklerde bir yer açtım ikimize.Biliyorum ordasın,bulutlarını topluyorsun saçlarına hüznün.Sırma sırma sevgi dokuyorsun yıldızlardan ikimize.Bense yerdeyim, gönlümde hasretinin kırmızı başlıklı tuğları.Çadırına saklanmışım yalnızlığın,gelip, beni yanına almanı bekliyorum.
Oktay Baykurt ............................. Sevgide Ömür Sevgiye ilk doğumum bu... Evlatlarım: kıskançlık sadakat ve anlayış... Göbek bağlarını kesmedim gövdemden.. Onları büyütmek de istemedim... Sadece sahip çıkılsın istedim... Zaman koltuğuna oturtulup uzaktan izlemek Senin sevgilerini nasıl emdiklerini bilmek istedim... Üç evladım var işte.. Ömür bahşeder misin başlarını okşar mısın uzaklardan... Tadımsız şekerlerini verirmisin çekinmeden... Gözlerindeki safirlikten takarmısın boyunlarına...
Sevgide ilk gençliğim bu... Olunluğuma kanmadan deliliklerimle yanmalıyım Kanıma gözlerin dokunmadan duruluğu öğrenmeliyim Senden önce bir şeyim olmadığını görebilmeliyim
Sevgide ilk yetişkinliğim bu... Kalburunu asma zamanı gelmedi aşkın Eylül zamanlarında değil mayıs sıkıntılarında yaşım Başımdaki beyazlık dolduramadığım sayfaların...
Oktay Baykurt .................................... Olsun Kaburgasız iskeletsiz bir vucuda ait sevgin diyorsun, Denizlerim senin gemine kapalı,girme batarsın diyorsun Geldiğim yolllarda izler var,izlerine ihtiyacım yok diyorsun... SEV ama sevilmek çok güzel diyorsun...Olsun! .
Kaderleri yavuklusuz kalsın düşlerimin Geçmişimin yaşanmışlıklarına endamının kezzaplarını içireyim Aykırı romanlar yazayım mehtaplarına gözlerinin HALA sevmiyor musun? Gelmiyor musun? Olsun!
Baskın yedim senden, düçar etti beni sevgi idelerin Tanımsız kavramlara hapsetti beni gelmeyişlerin
Kalıpsız harçsız bir eve ait sevgin diyorsun.... Zamansız açtı çiçeğin,ben başka bahçenin çiçeğiyim diyorsun Sen, de bakalım....seviyorum...görme bilme duyma öyle mi? Olsun!
Oktay Baykurt ............................................. Benim Dilim MERHABALAR....
Merhabama bak...bir dosta denilemeyecek kadar kaba...suçlu çıkan dilim dersen ruhuma isyan ettirmiş olursun aklımı ki bu hiç iyi olmaz benden yana...labirentleri bilirsin...dönersin dönersin ama çıkışı sana bir kalem yardım etmedikten sonra bulamazsın...acaba diyorum sen benim labirentimin çıkışyeri olur musun? kalem kim olacak dersen o belli: seninle kurdugum hayallerim.
Merhaba,nasılsın...
Bak bu daha kibar ve daha içten oldu sanırım...bir dosta degil de can bildiğim cana söylendi...kendimi böyle şeylerle sıfatlandirmak ne garip... kibar ve içten...acaba böyle miyim...şimdi de bir girdapta hissettim kendimi...kendine soru sor,kendine silah çek...oh ne ala...cumaya gitmek için niyetlenip abdest aldıktan sonra cenaze namazı kılmak gibi bir sey...
Bunca zaman sonra sana yazmak...neden bunca zamandır yazmadın sorularına kulak tıkayıp seni düşünmek...desenki yılmaz kendini tanımlar mısın,yazdıklarından bir sey anlamadım? diyebileceğim tek sey, yadına sevgi düştügünde tırnaklarını kesmeyi sevmeyen biriyim...
Göğün dudakları yerin yanagını her an öperken, ben tavanla yer döşemelerinin morluğunda seni düşünüyorum...belki de simdi seni sevdiğimi SANDIĞIMI düşünüyorsun...sensiz zamanlarımı alçılasaydım herhalde kırık düşler asla beynimdeki kadar sapa sağlam ayağa kalkamazlardı biliyor musun?
Gaibten geldigimi düsünüyorum bazen...sıratta ayağim yanmış da uçuyorum sanki...en iyi bencil, en içten fesat,en fakir riyakar,en güzel aç gözlü vs vs ne varsa duygulardan yana, HEPSiNiN EN ELiTi BENDE...ne garip sevginin bile...
Kendimi fantastikleştirmek isteseydim ne yapardım diye,minareden düşme bir soru sorayim kendime izninle...yaş pastalara sogan serpiştirmek,baklavanin üzerine un ekmek,kaşikla pizza yemek,bıçakla komposto paylaştırmak...allahım ya ne yazıyorum ben...sanırım sana yazmanın verdigi sevinçten kelimelerim heyheyliklerini bırakamadılar...deliler işte..ne de olsa bana çekmişler...
Neyse...bir üç nokta koyayım...başını ağrıttım....
Kendine iyi bak...
Saadetle...
Oktay Baykurt ...................... Yitip Gidene aŞKA BİR YAZDIM. dEĞER KAZANDIRMASIN, bENİ SANA BAĞLAMASIN DİYE! sOLUNA GÖZLERİNİ KOYDUM SIFIR YERİNE...
aŞKA BİRE BİN KOYDUM. iNADINA! iNADINA DİRENDİ BU YİĞİT. gERİYE DÖNMESİZ, iZSİZ... yİNE DE gÖNLÜNDEKİ ASLANI ALTEDEMEDİ.
cEYLAN YÜREĞİNİN KUYUSUNA ASTIN BENİ. mAHPUS KALDIM, zİYAN OLDUM, pARÇALADIM FELEĞİ. nAFİLE! cÜMLELER KABUL ETMEDİ İKİMİZİ...
kIRBAÇLA SIRTIMI GEZDİĞİMİZ YOLLARLA, vURDUM DUYMAZLIĞIN SELİ AKSIN BUGÜNÜME. iŞKENCENE RAZIYIM. yETER Kİ DÖNÜŞÜN OLSUN. gEÇTİĞİN KÖPRÜLERİ YIKARCASINA...
Oktay Baykurt ....................................................................... Yalnızlık gecenin mavi bacalı karanlığında
tualsiz bir yüzle konuşmakta suskunluğum
önünde bir set yok
taşmak için yürek aramıyorum
duymak duyurmak istiyorum
belki sen...
belki bir yürek
ama her derde devadır belki varlığın
gecem hasta
güneşim kızıl bestelerde uzakta
ne olursun gel
ne olursun bırakma beni bu yanlızlıkta Oktay Baykurt ............................... Sil Gitsin kalmakla gitmek arasındaki kaybolmayla bulmanın sınırında SEN YOKSUN... yok,ol bakalım... nefes alıyorsan sevgiye dair, gözlerin bakıyorsa bakırdan göklere, ellerindeki kırmızılık oğuşturuyorsa yüzünü ve aklından kaçmışsa bu kaygılı beden BOŞVER... kum misali yaşamın sahillerinde dağılmış zamanlarını yaşıyorum nasılsa... berduşt duygularımı nasılsa duydun,gördün... adam olmayan yüreğimle sil geçmişini gitsin...
Oktay Baykurt ............................ Beklediğimsin Ahu bakışların gözlerime namzed Muştularına kirpiklerin engel Fetretler sunuyor inadın Içimdeki devletini yıkmadan gel
Abı hayatımsın, derdi ihtişamım Faniliğimin kilerinde tek sensin sakladığım Zamanlara an diye eklediğim,beklediğim
Duygularımın serhaddisin kuşku duyma bundan Destursuz tutmam elinden,koklamam nefesinden Zebanileri aç kalsa da zalim hasretin Mahçup etmem aşkını boncuklu duvağınla bana gelmeden
18.05.2004 Oktay Baykurt ...................... İçimdeki Sana içimdeki fırtınam tenimi yakıp yıkan ateşim ellerime ver kırmızını
kelebeklerimin kanadını yakma güllerimin goncalarını savurma ellerime ver yeşilini
bir düşün! sen ki cevherimsin her baktığım varlıktaki hücremsin
insandaki sevgim ceylandaki maralım aslandaki asaletimsin
çay olmanı istemem,her evde demlenen çiçek olmanı istemem,her saksıda yetişen çimleneceksen,meyve vereceksen; istemem tohum olma her bahçeye dikilen
bir düşün! sen ki cananımsın gönlüme gülşen olan dilaramsın
asilikteki silahım gel-gitlerimdeki çıkmazlarım saklılarımın dergahısın.
20.05.2004 Oktay Baykurt ................................ Gecelerin Hikayesi firaktayım bu akşam sılasına uzağım muhabbetin alışılmışın dışındaki karanlıkta tasvirsiz köşelerdir adresim
buhar olmalıydım bu gece uçup gitmeliydim göklere bir su damlası olmalıydım fuzuli gibi yarin gamzesinde
bu gece elimdeki kaşıksın astığım pardüsü giydiğim geceliksin kabusuna yatıpta beyazlar içinde bana gelensin
kaç geceyi boğazladım sen gideli güneşini söndürdüm gündüzlerin yatağımıza bile uzanmadım terli vucudum kokunu siler diye
firaktayım bu akşam beklentilerin kavşağındaki yakışıklıyım alışılmışın dışındaki karanlıkta tasvirsiz rüyalarımın çöpçatanıyım
tenin ağacı olmalıydı salımın uçup gitmeliydim sensizliğe ağlamalıydın sen arkamdan cahit sıtkı gibi pencerende
19.06.2004 Oktay Baykurt ..................... Boşluk eşyasız bir evin sultanıyım günlerce yağan yağmurun çölü bomboş bir ovanın seli
sandıkları boş kalmış yadigar zamanlarımın umutlarım çoktan mumyalanmış köşelerde zarfını açmamışım bana gülen hayatın
gıyabında asi olmuşum yaşayamadıklarıma sırtından vurmuşum acayip sevinçleri musalla taşındayken ağlamışım yokluğuna sevginin götürmemiş adımlarım bir yerlere cüssemi
gafiliyim, en bedbaht şahsiyetiyim suskunluğun vatanını terkedememişim yüzyıllık boş avuntumun şimdi, içimde yol aldığım boşluğun yorgunuyum
07.06.2004 Oktay Baykurt ...................... | Zühre ile Ayvaz Güneş Gır'ın üzerinden yükselirken Bir cığara alayım dedim daha vakit erken Gümbürtü'den aşağı köye salınırken,sen çıktın karşıma Yere olurmuş sırtında çalı yüklüyken
Sen aniden düşüp bileğini incitmişsin Ben de eli gavallı gıçı yamalıklı Kepeneği eski paytak çobanmışım ya Utanıvermişim seni görünce utanıvemişim işte...
Yüzünü galdırsaydın yerden Yazmanı gül gurusu dudaklarına çıkarmasaydın Bakmazdım İnanmıyon mu? Oradaki bütün çekirgeler şahid
Sanki bir guzuydun da anana giderken yolda galdın O neydi üstündeki entari mi ne O tatlı dumanlı tütünü sarıp Tenine bile dokunmadan yüreğimdeki yara gibi Kırmızı acılıkta ağlayan gözlerimi çekemedim içime,çekemedim
Sen Tat Ali'nin Zühre'sin Ben se Allahın kulu Ayvaz Gönül bu ya uçurumdan atsalar Yine bir aslan vardır beslediği dediydi Hacca Ninem Benim yogmuş meğerisem,yogmuş
Zühre ve Ayvaz Develerin sırtında kilimler Çadır yüklü atlar,sekili taylar Goşuşduran buzalar Çanlarıyla türkü çağıran geçilerle Anamas yaylasına çıksalaa
Sapı gara çaydanlıktan mandufak Tulugda ayran yaysalaa Ağaç olugdan su içiveselee İsli tavadan aş kaşıklasalaa Sonra,sonra gıl çadırda seyran itselee Guzu gulağıyla,ilibada yolsalaa Yufkayla bazlamayı çocuklarına çomaçlasalaa .....
Hey neylen,ne yapan mırak meni Demişsinde uyanıvemişim hayalımdan Affet meni Zührem Galbim gaşına galem Tat Ali babalığım oluvedidiydi Bağırmasaydın keşke
Dur hele! Bir ik laf idelim Azığımda şekerinen bal var İstersen bi goşu lokumda alırım sana Yaralarımız iyileşinceye gadar dur hele Yörüğüm emme gönnüm yörük deel Zührem Dağlar yazma oluveer başına Gayrı bunarların suyu senle soğuk Yüzünden bir dere çağlar oldu gönnüme Saçlarından ördüm çadırımı Kendim de bitirdim bütün yollarını Etme eyleme Zührem Galbim gaşına galem
Ee! Seni evine götürmek ilazım Nasıl itmeli nişlemeli Bu Tat Ali'de Duydumu olanları verir bana paldımı Gaçırıveren de seni Zührem Yedi köye nam ossun Yedi köy gurulsun Yaylaların,develerin,sürülerin sahıbı men olen Tat Ali'ye de garısı galsın
20.05.2001 G.Emir/İzmir | | | | Oktay Baykurt | İşkembeden Aşklara Mecnun olmayı becerir gibi olmuştum Leylam terketti gitti bir dağ yığmıştım aşktan,Şirin inadıyla deldi geçti sevgi mi attan inmişti yoksa aşk mı eşekteydi anlamadım gitti
Yusuf'a özenmek varken Züleyha olmayı öğrenmek çıktı kaderden Kerem'den nasihat almayı düşlerken Aslı'nın elçisini öpmekle çıktım işin içinden ben mi hızlıydım yoksa çok mu hoşnuttum gem vuramadığım nefsimden Ferhat'dan sabrı öğrenmek varken içtenliğin kazanovası oldum
anlayışı destur edinmişken sezarı ölmüş Klopatraya kondu talih kuşum ben mi nusubettim dostluğa yoksa akibetim miydi Fahriye Ablalara komşuluğum
Athena'nın sadıklığı prim yapmaz olmuş Donkişotlu bor pazarında kızıl kısrağı alan aşmış Üsküdar'ın son tepesini yetmiş beş model yataklarda anlamadığım,aşk mı Eros'tu yoksa ben mi Yunus'tum odun pazarında Oktay Baykurt ................................ Mavi Kadınlar gün sakin bir sarılıkta yüzerken, aklımın semalarından geçen pusulasız bir gemi batmaya yüz tuttu özlemin azgın sularına... ve yanlış bilinen bir kurtarma başladı sevgilerde... utanmasız çığlıklarla irkiliyordu kalbim... utanmaz yalvarışlar çarpıyordu kulağıma... o sen miydin... yoksa ütopik bir kadını mıydı göklerin... ahh ben... ah avere ciğerim... mavileri mi buldun süzecek... tellerin kırılır,bitiremezsin... kırmızaya alışkınsın sen... mavileri yutamazsın... tekler yoksa bu adem model vucud... uyandırmaz uykular... ağlaşır ütopik mavi kadınların... Oktay Baykurt ............................. Eylüldü eylüldü mevsimlerden sarı yaşamlardan hüzündü aklımda dağınık günler cebimde kırık bir saat aradığım çizik bir yüzdü
eylüldü aşklardan gündönümü sevgilerden yaprak dökümüydü sırtımda güneşli bir yağmur paçalarımda çökmüş sokaklar bulamadığım ilk bakışıydı
eylüldü tarihlerden leyla asırlardan mecnundu şakaklarımda cunta tutkular saçlarımda beyaz devrimler silemediğim düşen yaprakların dokunuşuydu Oktay Baykurt ................................ Hicran lisanen benli bir gece anlamca senli bir ayı asmış körpe yıldızlar dizmiş göklere ismet perdeleri dalgalı pencerenin karanlıklar israf edilmekte düşte yüzün stajyerliğini yapmakta yastığımda ve ciğerimde filistin zülmü gibi gidişin itibarın var demekki bir yerlerde ki böyle ihbar ediliyorsun kıymıklı vicdanıma şimdi parfümün yakıtlı bir lokomotif bana yaptıklarını yüklensin vagonlarına ve şöyle bir noel babacılık yapsın bacamdan aşağı unutma ocakta yanan ateş senin ateşin merhameti sadece küledir marifet kül olup yanmayı bilmeyenin,SENİN. neyse akıl bu,kuyruksuz düşler dergahı tahayyüllülüktür mazlahatgüzarı aldırma sen bu Küdüs yapılıya iki yakalı ülkeler kurmuş kendince kendi kendine senle gelin güvey olmak gibi işte.
aşkın ögelerine uygun müşterek hürafeler bende kalbime kalbini nuzul etmekle meşgulüm şuan bakışlarına kıyamet, yokluğuna mutadlar ekliyorum hadi tahsildar agresifliğini gönder çuvallasın nesebini aşkın rakamzede yılları çuvaldızlasın ya varya neden hala sevgini tebliğlemede gururun ve neden munafığı olamıyorum adamlılığın söyle bizim mi,aşkın mı tedaviye ihtiyacı var yoksa biz iki zarız da hepyek mi olamıyoruz sakın ayrılık bizi zimmetlemiş olmasın yok daha neler,sen dönmüşsün
lisanen benli bir gece anlamca senli bir ayı asmış ıtırlı yataklar sermiş ikimize kırışık zevkler sürgün sitemler nefeslerde kümeleşmede lağvetmemiz gereken ikimizden başkası değil şarzı bitti gururumun kanunsuz kaldım ben sana musallat sana memurum seni sevmekten bıkmayı meleklere bıraktım Oktay Baykurt .......................... Gömlek Bugün uzatmalarında kaldım akşamın ve karanlığı silkeledim sen düştün yere hadi toparlan yemek istiyorum seni meyvem kabuğun elbisen çekirdeğim yüreğin. Yere düştün öldün işte içime gir içimi tavav et sin içime. Sonra ter olarak çık yapış gömleğime koksun tenim ve ben o gömleği gardorabın en köşesine asayım yaşamaklığın olsun elimin ucunda sen canım çektikçe onu giyeyim iki yakasını o bir araya getirsin yüreğimin yenlerinde hasretler kıvırayım düğmelerinde gözlerini ilmekleyeyim. Omuzlarıma sensizliği yüklesin her üstümden çıkarışımda seni çok ama çok sevdim ne diyim..... Oktay Baykurt ............................... Gidiyorum ben kaç şiir havası yaşadım
kaç mısralar tünettim aklımda
harfler aradım kelimeler çizdim
duygular gömdüm sayfalara
yassız bir cenaze arkası gibi
ağıtsız bir ölüm gibi gidiyorum senden...
ben kaç havalarına girdim gözlerinin
kanatlar kırdım başlar ezdim
canlar yonttum içime
güzel geçen hızlı ömürler gibi
doyulmamış aşklar gibi gidiyorum…
kaç gidiş böyle vuslat havasında
kaç onur aklın namusu
yıllarımın kamburu olmuş matem
fiskoslar yaktım kırgınlıklar topladım
yere düşürülmüş iğneler gibi
ikiye bölünmüş çuvaldızlar gibi kayıyorum elinden… Oktay Baykurt ................................ Piknik bir karaçam ormanında gözlerim gezinmekte
ufacık bir alan ve çimenlik üstü muhabbetlerdeyiz senle
uykun kirpiklerin yerine bir çam altı salıncağında
gitmek istediğin yer uzaklar yerine kendinsin
kendine kalmak için bu ormana gelmişsin
hayalin sırası değil diyorsun
rüyamı resimle bana
elimin uzanamadığı yükseklere koy başımı
dinlemek yerine görmek istiyorum yaşadıklarımı
salla durmadan salla beni
bir kış bir sonbahar geçsin üzerimden
üzerime dökülsün yıllar gibi pişmanlıklar gibi iğne yapraklar
dudakların kağıt olsun yazılan, ellerin düşler olsun dokunan
of larını içine çeksin ağaçlar ve kabukları kabarsın kahkahalarından
dalların arasından süzme yapsın hüznün
kurdun ağzındaki maralın feryadını dinle uzakalardan
ve kurtar kendini yanımda olmaktan
.....
ırkı soyu sopu nedir bu hayallemenin
yeşili kaçırmış elimizden rüzgarı makaslamış başımızdan
ne ekmek ne de reçel tadı var kilimin üzerinde
karınca yolu kadar kalabalık değil soframız
en ucuzundan bir hikaye yudumlamaktayız Oktay Baykurt 4 ADET GECE GÖRÜŞLÜ SONY CHİP SETLİ KAMERA + ALARM SİSTEMİ KOMPLE ÇALIŞIR HALDE KURULUM DAHİL TÜM KREDİ KARTLARINA 12 EŞİT TAKSİTTE 1000 TL BİLTEK BİLGİSAYAR VE GÜVENLİK SİSTEMLERİ 0 542 814 85 80 ................................. POLİTİKA ; POLİTİKACILARA BIRAKILMAYACAK KADAR ÖNEMLİ BİR KONUDUR. DEMOKRASİ ; HAKETTİGİMİZDEN DAHA İYİ YÖNETİLMEYECEGİMİZİ GARANTİ EDEN BİR SİSTEMDİR ................................. Yazmasam bazen yaratmasam diyorum 'tanrıca' değil 'kulca' hayallemesem umutları yola düşürmesem beklentileri kilit vursam ağzına duyguların disipline alsam genç nefsimi denizlere uzak dağların alçağında olsam maral görmesem maşuk bilmesem zıplayıp dursam sessizlikte yazmasam okutturmasam kendimi harfleri zincirleyip cümleleri kodeslesem ne saçları sırmaya ne de kaşları kaleme benzetsem odun akıllı olsam içimi kurtlar yese durmadan durmadan erise koyulaşsa kanım hücrelerim yenilenmese adrenalinden yeni aşklardan yeni düşlerden titremese engin bakışlar bir şiire harf olmasa yaşanmışlıklar sussam derdime yansam yazmasam hayırsız dese yakamoz göl manzaralı odalar kilitlense,açılmasa kaçamaksız kalsa yüreğim batıllaşsa aşk ile sevgi falsız kalsa papatya desenli tenim defterime almasam yaşımı yılları biriktirmeyi unutsam günleri ay ayları yıl yapmasam kendimi tecrid etsem penceremden uzaklara dalmayı unutsam yaşanasılarımı çöpe atıp sussam yazmasam idolüm kılsam hiçliği idelerimi bensiz zamansız bıraksam söndürsem rüyalarımın kandilini sobamda gazete ve kitap yansa ısınsam cahilliğimle sayfaların arasından çekilsem karşıki tepe ve bir ev olsa dünyam okumasam duymasam yazmasam yaşamasam Oktay Baykurt .............................. Dost buralarda bir yerlerde ne kadar köşe başı varsa döndüğüm hep sensin buralardaki evleri ısıtan hep senin sıcaklığın kömür kokularını yok eden nefesin sokak, cadde, çıkmaz sokak herşey ve her yer bir bermuda üçgeni gibi senden çıkıp sana dönmek dost be iyi ki varsın sen sen candan öte cansın. Oktay Baykurt ....................... Öylesine malum eski ile yeni olmaz aşkta hep şimdi vardır yarına çeyrek kalmaz ama eskiye rağbet vardır
eski ile yeni arası şimdilerimsin sevgili
şimdi seni özlemin uçan halısına bindirip babilin asma bahçelerinde şarap içiyorum gözlerine bakarak
oysa sen orda yoksun ruhunla başka yerlerdesin
rüya bu yazılan kadar gerçek bir uçan halıya binmek kadar mucize seni sevmek Oktay Baykurt .............................. Ne Mutlu Sana ben gençken avcısıydım güzel kızların... ama güzellikte sevgi arayandım... sevgili değil sevdiğim olmasını isteyendim... sen benim sevgilim değilsin işte... sanki bir ardıllık sevgili... gelir geçerlik... bir gecelik... istenildiğinde gelen istenildiğinde giden bir paçavra... ama sevdiğim... sevdiğim olması,ömürlük... kalıcılığı kalbe silinmezliği aşka vazgeçilmezliği ise ebediliğe denk...
ben sana vurulmuşken cillop gibi kadın ya da kaygan kalçaları var diye rüyalarıma almadım... tadılmamış heveslerle alınmamış zevklerin istasyonu olsa da rüyalar ben sana hiçbir yerde dokunamadım... sınırlar koydum ama sınırdan çok duygu alışverişi yaptım senle... bazen de tek taraflı bombaladım yüreğini sözlerimle... yaralandın zorda kaldın ama hiç çaktırmadın mimiklerinle... aitliğine leke getirmek istemedin... kendini tuttun bilgece... rüzgara dönsende yüzünü peçeni ona bıraksanda sen rüzgarımsın demedin... yaşa dedin usulca.. sadece yaşa... avunmayı bilirsen seninim dedin... yetinmeyi başarırsan salkım söğütleri olurum dedin yangınlarının... oldun da... sevdiğim oldun... ne mutlu sana... Oktay Baykurt Mektup 24 yitirilen bir gerdanlık,bulunmuş yüzük kadar değerlimidir ki...bulmak ve yitirmek...kaybedilen bulunur bulunansa kaybedilen...sanısız zamanın boynuna asılmış gümüş bir para misali kaybedilmek istiyorum...
yaşamın devirleri geçmişin çağları ve geleceğin kahinleri...yaşadığımı tahmin etmek nasıl ki...bir olgunun farkında olmak...refleksler kentinde nefes almak...böylesi kafa kurcalayıcı şeyleri düşünürken yaşamın devirleriyle geçmişin çağlarını barıştırmak...ve yaşamın kahinleriyle sokakta barda evde tartışmak...yani yönvericilerinle yön vericini yüzyüze getirip yolunu çizmeye çalışmak...ama neyinin...
hırs,kazanma ve aşk...sorunlu bir hayata sorun seçmek istersem aşkı seçerdim sanırım...aşk dile getirmemek,içte ölüp içte dirilmek değil mi...hırs ve kazanma ise toplumla yarışmak...birde karın tokluğu var tabi...yetinmeyi bilirsen kavuşmayı da istemezsin dimi...aşkın hollamasından evlilik cikciklerse işte o zaman sorumluluk denilen şey hırsa gargeder aklı...devirler kurar çağlar açar kahinlerin piri olursun gecelerce...bununda güzel yönleri var ama...bir melek elinde çiçekle çıkagelirse doğum odasından hıçkırıkları kahkaha gibi gelir kulaklarına...ve akşamı edemezsin ondan uzakta...sevgini vermek istersin durmadan...durmadan alıcısıda olur üstelik...maşuk kısaknır sonra sizi..unutlmuş sayar kendini...dengelemek ustalık ister...
neyse konumuz dağıldı...dağınık düşlerin sayfasıda dağılıyomuş meğerse...
bu yazdıklarımla ne anlatmak istedim birmiyorum lakin,karmakarışık darmadağın bir ruha sahibim...sadece toplamayı v e toparlamasını bilecek bir insana muhtacım...herkimsen ya da herkimseniz gelin... Oktay Baykurt ........................ Şeker canım şeker istiyor sokağa mı çıksam markete mi gitsem
biri ruhuma biri dilime
saç üstü gözlük yüzgeçli bir degaje kitap gibi boyun aslan gibi sinelik ve afrikayla avustralya kıyılarını vurup kacan kıvırtma pişt! senin baban lokumcu mu?
biri ağzıma biri tenime
portakal kaçkını çilek sürmeli kuşe kağıda elma işlemeli ve -ımm! ile oh be! arasında bir bayılma pışt! sen de almaz mısın?
biri yanımda biri damağımda
anlıyacağınız kasiyerle lolitop hani o bir saniyelik aşklardan işte odam da şeftali hasatı dilimde nane birini öpsem diğeri boğazımda kalacak birini yesem diğeri ağzımın tadını bilmezmişim gibi kaçacak karpuz ayında çıtır dermek gibi pişt! yumun gözlerinizi! ! ! Oktay Baykurt ................................... İSİMSİZ kayıt dışıyım zamana...hayat sepetinde yok ruhum...sanki göğün vazosuna konmuş solgunum...varım desem işaretsiz yokum desem varizsizim...birileri dokunsa birileri laf atsa anlıyacağım yaşadığımı...ben senin gazabına uğramış aşk mahkumuyum..
dün aklımı çatıya çıkardım...ruhum aşağıda kaldı...gezindik şöyle bir...kutulardan döküln kendimdin hep...başka insanlarla süslü...değişmiş yolları yıkılmış binalara girip çıktım...adı değişmiş kafelerde salep içtim...masa kültürü bitmiş şaraplar döküldü üstüme...kaybolmuş çeşmelere dayadım ağzımı...kaçamak köşeleri devirdim yine...gayretsizce çekildim sonra...ruhuma seslendim gel diye...kendini tv ye vermişti aptal...yaşadıklarını izlemeyi bırak...yaşatmayı bak... Oktay Baykurt Öylesine ben sana mecburum diyen şair ile ırakların yakınımdır diyen köy delikanlısının sohbetlerinden çıkan sonuç henüz noktası konulmamış aşk cümlelerinin virgüllerinden biridir sadece...sevmeyi, başka bir dünyanın mahkumuyken yönelim dışı bir yüze asanlar böyle diyor diye düşünme...belki sen ve ben bile o cümlerden birinde geçen küçük bir hecesiyiz...bence oraya ait olan hecenin iki harfinden biri olmak herkese nasip olmaz...okunmak, o sevgi cümlesinde bir kelimenin mimarı olmak, böylesi bir aşkta nasip olmuşsa bana; katran kokusuna bezenmiş bez parçası gibi kimsenin göremediği renge sahip olmaktan mutluluk duyarım...saklı kalmak bazen kötü görünmek kötü kokmak değil midir insanlar arasında...katran ben bez sen....işte öyle... Oktay Baykurt ........................................ Zanlı karakoldaki hırsız gibi arsız olmak vardı ifade verirken gülen cinsten hemde ne yaptığını bilip neye malolacağını kestirip hata yapmak inan çok zevkli bir şey pişmanlık yok kurgu var keşke yok şimdi var karakoldaki hırsız bile o an yapılan şeyin zanlısıdır ve ben şuan sendeysem ruhen senin yüreğinin zanlısıyım sorguya çekmeyi göze alıyorsan öncelikle tonlarca dosya yığman lazım arkana bitmezki bu matbaa perest sevgi düşkünü zatın söyleyecekleri suç ben suçlu ben sevgi sadece mekan dağıtılan,içi boşaltılan Oktay Baykurt ..................... Deve Kuşu gibi Kendimce sebebimsen kendimcede zamanı harcamak senden uzakta boynumun borcudur. Senle geçen her yılın hesabını verdiğim yastık terazilerinde hiçbir zaman edebsizlik ahlaksızlık bir gram bile ağırlığa denk düşmedi. ben artık başımı yavaş yavaş kuma sokacağım deve kuşu misali. Gözüm kulağım kör olacak bundan sonraki zamanalarda. Seni içime gömsem de aradığım yer toprak olacak. Toprak ölüp ölüp dirilmektir bilirsin! Ölürsün dirilirsin. Bahar ve kış misali... Sen ve sensizlik işte... Oktay Baykurt ................................ Uğur Böceği Bir ugur böceği nasırlı bir elden havalandıktan sonra bir fasülye tarlasının üstüne gelir.Yorulmuştur ve konacak bir yer arar.Fasülye tarlasında ise fistanını beline bağlamış bir kadın elinde kürek, fasülyeleri sulamaktadır.Uğur böceği bir fasülye dalına inip suya düşmeyi göze alamaz ve kadının omzunu hedef seçer konmak için.Lakin kadın sabit durmamaktadır; arıklar açıp, böğenen suların bulunduğu toprak sırtlarını yırtıp eğilip büküldüğünden, uğur böceği kadının etrafında bir tur döner.Kendisine seçtigi hedef bir an sabit olur ve hedefine yönelir.Kadın tam o anda taşan suyun içinde bocalayan küçük bir kelebegi boğulmaktan kurtarmak için eğilir.Uğur böceği hızını alamaz ve koskocaman bir su birkintisine çakılır.Bir yanda hayat kurtulmuşken diğer yanda bilmeyerek de olsa başka hayata son verilmiş olur böylelikle...
Her insan iyi degildir, tüm iyilerde hatasız degildir.Bir iyilik yaparken o anda başka birine yada ortama zarar verebiliriz... Oktay Baykurt ............................ Ayrılırken Şimdilerde diye başlayan bir şiir bu sana anlatacakları olsa bile aslında bu cümlelerden paye çıkaran benim o serseri firakiliğim. sen orda ben burda seni soruyorlar bana aramıza dağlar girdi seni bana yazmamışlar vs vs... Arabesk günler melankolik kafayla çekilmez bilirsin! Kaderciğimi ben veryansınların eline verdim artık. Ha! Saz ha! Keman eşlik etsin onlara bir ateşin karşısında. Romantizm zevk almak kadar acılanmak da değil midir? Al bana firaklık senden. Kan kana bildiğince içindeki kalabalık duygulara. Yanlışı bendim onların, doğrusunu sen ara bul Gidiyorum, elveda Sardunya! Oktay Baykurt Uğur Böceği Bir ugur böceği nasırlı bir elden havalandıktan sonra bir fasülye tarlasının üstüne gelir.Yorulmuştur ve konacak bir yer arar.Fasülye tarlasında ise fistanını beline bağlamış bir kadın elinde kürek, fasülyeleri sulamaktadır.Uğur böceği bir fasülye dalına inip suya düşmeyi göze alamaz ve kadının omzunu hedef seçer konmak için.Lakin kadın sabit durmamaktadır; arıklar açıp, böğenen suların bulunduğu toprak sırtlarını yırtıp eğilip büküldüğünden, uğur böceği kadının etrafında bir tur döner.Kendisine seçtigi hedef bir an sabit olur ve hedefine yönelir.Kadın tam o anda taşan suyun içinde bocalayan küçük bir kelebegi boğulmaktan kurtarmak için eğilir.Uğur böceği hızını alamaz ve koskocaman bir su birkintisine çakılır.Bir yanda hayat kurtulmuşken diğer yanda bilmeyerek de olsa başka hayata son verilmiş olur böylelikle...
Her insan iyi degildir, tüm iyilerde hatasız degildir.Bir iyilik yaparken o anda başka birine yada ortama zarar verebiliriz... Oktay Baykurt ................................... Mektup 2 bu sabah yürümek istedi canım...arabanın anahtarını vestiyere emanet edip çıktım hayatın doğum saatlerini sancılatmaya...bir küçük kız elinde ekmekle geçti evin önünden hemen arkasından da yaşlı bir amca,selam verdim küçük olduğum için...aldı selamımı ve bana sordu,oğlum burda bir camii varmış yeni yapılan,nerdedir bilir misin...bilmiyorum dedim utanarak,sanki cami yoluna hasrettim...ve ana yola adımlarım ulaştı...gözlerimdeki telaş içimdeki umutla birleşince sana uzanan romantik serseriliğimin geçeceği bu yolu öyle tuttum ki...hemen bakkala uğrayıp jelibon aldım... kıraathaneciden süt istedim...kırtasiyeciden meydan larus...farklı olmaktı sana gelmek...serserliğe kültür katmaktı,olmayacak şeyler istemekti sabah keşmekeşliğinden...ve bir pastahane,sabahın yedisinde dondurma iseyince şaştı adam...sordu karışık mı olsun sade mi? güldüm karışık olsun dedim,nasıl olsa eriyecek ben yemeden...derken bir çocuk belirdi yanımda,öyle mağrur öyle can alıcı bakıyırdu ki dondurmaya kirli yakasından...bir külah ta ona aldım öyle sevindi ki ama kardeşleri üşüştü sonra düşürdü elinden...sırtını döndü bana,suçlu bendim ağlamasına...almasaydım doyardı ona uzaktan bakarak ve kardeşleriyle dövüşmezdi dondurma yalakamaktan...haklıydı...acımak bazen kötülüktü...
duraklarda kızlar vardı hepsini minübusler alıyordu durdukları yerden...fabrika kızı değillerdi,belliydi...aklıma köy günlerim geldi birden ve anladım nereye gittiklerini...ya dometes topluyacaklardı ya da konserve üretilen yerlere fasulye vs toplamaya...sıcacık yataklarından kalkıp aile içinde yer tutunmak için tarlaya gidiyorlardı...umudu varoşlara itenler aslında hata yapıyorlardı...her insanda dert olduğuna göre umudun yanında dert de vardı...acı bir şekilde gülümsedim sonra...bendeki dertte umut yoktu...ne tarlası vardı hasatlanacak ne de konserveesi vardı zamanı gelince açılacak...hayat buydu kendine aldırmadan yaşatmaktı içindekileri...
ve şehir merkezine geldim...insanlar karınca gbi ama çarpışıyorlar telaşlarından..omuzlar vuruyorlar birbirlerine ama aldırmıyorlar...yönlerini adreslerini yapacağı işleri biliyorlar fabrikak kızı gibi...dükkanlarda cam silecekleri haşır haşır çalışıyorlar...fırçalar kürekler bezler de durur mu onlarda işbaşındalar kasiyerlerin elinde...bazıları erken gelmiş simitle peynir yemekte komşularla sohbette...ya ben...sen gelmişmisin ne yazacağım diyerek iş yerime ilerlemekteyim...geldim işte sen geldin bense bu satırları yazdım sevgilim.. Oktay Baykurt ............................... Begonya Yüzün ilk cemrem sözlerinse ikinci, sen badem çiçeklerinin habercisi, çiğdemlerin moru, sümbüllerin kayası, menekşelerin duvarı ciğerimin begonyasısın. Oktay Baykurt ............................ Karalamaca eskiden çok ama çok eskiden seninle benim atalarım orta asyada iken 12 hayvanlı takvim kullanırlarmış....koyun,sıçan tavşan vs vs...sanırım ayların değil de yılların adı idi bunlar...hani birleşmiş milletler her yılı bir ünlü isme adıyor ya işte öyle birşeymiş bizimkilerin yılları da....
şimdi ben diyorumki acaba bu yıl ceylan yılı olsa...bir öğrek atın arkasında keçe çadırlarda yaşayan atalarımıza nisbet, karavan sıcaklığında sana kervanlar çıkarsam bulunduğum sarp geçitteki dinlenme yerinden....ceylanlar sürsem yüzüne,sağımlar yapsam dağlarımda kürnemiş düşlerinden.... ve bir sekili tayı terbiyelesem sen bana bakarken karşı tepeden...derken kar suyu getirsen bana....pekmezleyip bana yedirsen... içimdeki yangınları pekmezle; yüreğimdeki ataşı gözlerinle söndürsem...bozgunlar yaşatsan bana, koşuklar söylesem oymağına dönerken...kirmanlar eğirsem senin kıtlığında,onlarca tuluk hasret üğütsem...pazarına insem sonra obanın, ben sana kilim ben sana ayna alsak en afillisinden... Oktay Baykurt ............................... İnci küpeli kız o nasıl bir derinlik o nasıl bir anlatıştıki bakışlarla, seyyahlık kokuyordu kirpikler... her kapı aralığı bir renge denkti... her ele alınan süpürge iz bırakmaktı kıyıda köşede... ve gizil istençler sarıyordu ruhları... olmaması gerekeni istemek saplantıların en aptalcasıydı... ama aptal olmayı becermek aşktı... ve bedenlerdeki ihtiras, fırça aldırdı Johannes Vermeer’in eline… bir kulak delimliği korku yeterdi tuale dokunmaya... ilhamını topladı hergün gördüğü yüzden... hayattan bir açı,olaylardan bir düzlem istiyordu artık... ansızın onu çaresizce tualin karşısına itecek sessiz sezgiyi bir pencere önünde yakalayıverdi... Oktay Baykurt ............................... Gitme yoksun aynı leyla gibi aynı leyla gibi anlatılansın aşka beklenilensin yıldız kaymalarından umulansın pencere köşelerinden kaybedilensin bulunmak için üzülmek için yere düşürülensin uzağa atılansın arkada bırakılansın elvedalarını sustururcasına sevgili,hayatım kanmış sensizliğe yüreğimden bir saklanıp bir sobelenmene gitme Oktay Baykurt Sabahın Düşleri Seni her sabah elimle koymuş gibi yastığımın başucunda görüyorum
uyandığımda saçlarımın arasından süzülüp gözlerime sızman
ve oradaki kanımdan aldığın sıcaklıkla kendini yüreğime taşıtman damarlarıma
ve hükmetmen aynanın karşısında baktığım yüzüme...
Bir havlu kenarı işlemesi olsan sonra önüme bardak koysan mayışık gözlerle
mutfağı boyasan ten kokunla
ekmeği uzatsan
unuttuğun tuzu getirsen
portakal suyu sıksan ellerinle...
Beni bekleyen günü gülümsemenle döllesen,
gözlerimi köşe başlarına sebil,kollarımı şaşırdığın yollara direk,
ellerimi baktığın vitrine iz,ayaklarımı çıktığın merdivenlere ses yap desen unutmadan...
Akşamlarımızı umut ve gülüşlerle doldurup muhabbetli sözcükleri çocuklatsan yatak odamıza
veliahtsız bir öpüşle peydahlansa şehvet...
Ve bir sigara içimliği ay açık perdeli penceremizin karşısında dursa,tenlerimize kızıla boyasa...
Uyusak aramıza aşk uzanmışken... Oktay Baykurt .............................. Uzaklara ''uzaklar'' son günlerimin en meşhur sözü...
gerçi ayrılık olmalıydı ama diğer yarımın sözleriyle sonlara düştü...
evet diğer yarım...duyguların en azizesine taktığım isim bu...
bana ayrılık türkülerini küstürendir o...
içime kıvrım kıvrım sevgi çizendir...
evet onu çok üzdüm son günlerde...
haddinden fazla hemde...
demekki haddinden fazla değerlerdeyim onun saklılarında...
edebi sözler düşmüyor şu satırlara...
doğallık olmalı yüzün gibi...
gözlerin gibi derinlik akmalı söylenen sözde...
sabrın kadar genişlik düşmeli satırlara...
ama utangacım içimdeki çocuk kadar...
olmayan şeyi istemek gibi saflıklardayım işte.... Oktay Baykurt ................ Kuralsız gündüzlerin devri akşamlarda bitiyor...sabahın seyri ise ikindilere götürüyor bizi...insanız, uyurken ölümü tatmak uyanırken hayattan kaşıklanmak görevimiz... yoksa oturmakla ömür biter mi...arşınlamak için sokaklar yapmışız kendimize,sevdiklerimize götürsün diye yollar...binalar dikmişiz kalabalık yaşayalım birbirimizden para kazanalım diye...tarlalar açmışız ciğerlerimizi söken,bitkiler yetiştirmişiz ve bir kökten bin meyve almışız gözümüzü doyuran sağlığımızı bitiren... türlü icadlar yapmışız nesneye dair,bizi tembelliğe alıştıran...örfler koymuşuz ilişkilerimizi düzenleyen; adetlere tutunmuşuz kan aksın diye, dogmalara saplanmışız babanın yanında çocuk öpülmez tipinden... batıllara inanmışız çaresiz kalınca yanı başımızda el açımlığı dua edecek allahımız varken...kimimiz soysuzlaştırmışız yüreğimizi inançlara,kültürümüze...ne kahve kalmış hatırı olan ne de komşusu açken uyumayan...köylü mahalleli olunca, unutmuş kapısının önünden geçenin hali ahvalini...
kim verebilir ki balkonda yanan ızgara kokusunun hakkını,kim bilebilir sahipsiz birçok insan aç gezerken hayvan hakları için zırvalar savururken harcanan paranın miktarını...eskidenmiş evde pişen yemeğin komşu hakkını vermek şimdi neyi boşta buldun kimi yanlız gördün, al elindekileri tıka boğazını...ama bir yerde hak, arz talep meselesi; yalancılık kalpazanlık prim yapıyor aramızda doğrular enayi mertler ise deli...şu ''ab'' neden kağıt üzerinde bizi dahil etmez ki kendine...dejenere olmuş kültürümüze,açık göbeklerimizle,daracık taytlarımızla,göstermekten gurur duyduğumuz degajemizle ve en önemlisi ''bir kerecikten bi şey olmaz'' anlayışımızla hem bedenen hem ruhen ve dahi şeklen ''onlarız''...cep delik cepken delik mefkuresi de artık lütfen tarih olsun, moda,cebe elini sok cepkendekini al ve ne sen beni gördün ne de ben seni...''balık baştan kokar'' derlerdi ya atalarımız...bence bunun islam öncesindeki dedelerimiz söylemişler,kur'an'da nasıl yaşarsanız öyle yönetilirsiniz desturru var, anlayacağınız balık kuyruktan kokuyor artık...gerçek bu...yasaklı olan,görgüye ters düşen şeyleri biz yapamazken-ve yapmak isterken- başkası bunu yaptığında aşırı tepki hatta tavır ya da şiddetle tepki veririz...oysa çoğumuz o yasağı delmenin yollarını gizliden hayalleriz,düşleriz...bence doğruluğu, güzel yaşamayı ve iyi bir toplumun gelişmiş bir toplumun kendimizdeki onurumuza yakışan davranılardan geçtiğini bilmeliyiz...
paragrafı bağladım son cümleyle,yazı bitti sanmayın...ya sevgi ya aşk ne olacak...bir bar kadehiyle başlayan ve yatakta yanlızlıkla uyanılan sabahları unuttum mu sandınız...bir sesin beğenilmesini,kalçalara dokunabilmenin aşk sanıldığını geçiverecek mi diye düşündünüz...ya da bir iş yerindeki dostlukların arkadaşlıkların kaçamaklı yaşantılarını dinlemediğimi mi varsaydınız...ve gençlerimiz,iletişimde zorlandığımız ve onlara göre dillerinden anlamadığımız değerlerimiz...birbirlerinde hoşlandıkları şeyi elde etme savaşını aşk sanan sevgi cahillerimiz...bir insan sevdiği insanı yolun ortasında öpemez...çevresindekilerden değil ondan utanır yürek....neden ''sanmalar'' aşk olur ki ve neden bir toplumda evlenme sayısı ile boşanma sayısının arasındaki oran denkleşir hale gelebilir ki...tanımadan sevilmez,güven duyulmadan sevgi söylenmez...ve bu şıpsevdi sevdaların altı aylık ilişkilerin yapabileceği bir şey değildir...gerçi bu da arz talep meselesi çünkü insanlar için dünya zevk ve sefa yeri artık...bir yüz bir beden bir sevgi az geliyor bize... Oktay Baykurt Yılmaz Yekta güneşlere mahkum bir varlığım sanki Irgınım hayata,bezginim. Lal cümleler kurmaktayım dostlar arasında Mesudluk yerine olmayan gülümsemelere meftunum Ah bir duyan olsa bu figanı aczimi Zebanilerini öldüreceğim yanlızlığın,bileceğim ki ben bir kayyumum. Oktay Baykurt . ......................... Mektup Ne olur bilmiyorum…ya da nereye çıkar bu yol…bir ağacın ortasından mı geçer yoksa bir dağın zirvesinde donamı kalır onu hiç kestiremiyorum…bildiklerim aslında sende unuttuklarımdı…onlar öyle zambaksıydılarki bahardan bahara göç ederdi kökleri göğsüne…lacivertten tut da turkuaz mavisine varıncaya kadar sendiler…sendiler bir akdeniz papatyası kadar…sensizdiler bir dağ geyiği kadar…yalnız,dört tarafı avcılarla çevrili,nesli kesilmiş bir nesildin işte akdenizde…yaz yağmurunun toprağa şakası gibi ürkekleştirdin beni…gelip geçer oldum hep senden…akdeniz kızı olsan belki anlardın…belki anlardın akdenizin sensizliğini…
Belki düşmezdin bir körfeze boydan boya yalnızlıkla…içine sarı hüzünler saçmazdı hayat…yolun bana çıkardı bir ağacı değil beni bölerdin ikiye acımadan…bildiklerim sende değil gözünü açtığın perdeye kazınırdı desen desen…ne Akdeniz gelirdi aklıma o zaman ne de terkedilmiş aspendos…evet aspendos dedim çünkü,öyle bir hayalim var ki yunan tanrılarının gözü önünde öpmek var seni şimdi…onları çağırmak çağlar öncesinden…pegasusa bir yumruk athenaya bir çalım ve erosa demirden bir çukur…bilmem verirmiydin dudaklarını gözlerini kapayarak…Akdenizli olmak istermiydin bir'' İNSANLIĞA TERFİ ETMİŞ TANRIYLA''…
Çarmıhtan yapılma zamanlara kurulmuş bir yaşamda seni Akdeniz yaptım…belki de suç bu…mahkemesi kurulmadan cezası ayrılık, ölüm olan bir suç…neylersin ki harabeler hep düşlerde ayağa kalkar…destanlar yazılır cılız bir cesaretten…işte ben harabeyim,cesaretim en ahkam satanından…kiremitim,taşım,harcım bu Akdeniz yalnızlığımda…duymasan da gör,söylenmese de hisset…gittiğin yol, yol değil deseler bile sen oralardan palmiyeler dik kaldırımlara…bir hışırtın olsun, o yol gitmeye değer sonunda fırtınan olsa da…
yazdıklarıma baktımda,bir fanatik kadar çoşkulu bir filozof kadar hitabetli olmuş...
eğer tekrarıysa bu, sana yazdıklarımın; varsın ben akdeniz olayım...göz yaşı tuzludur onun gibi...o bana alıştı ben de ona... Oktay Baykurt ....................... İçimde Uzak Bir Yer Var içimde uzak bir yer var
atlantis kadar gizemli
güneşi benim güneşim değil
evleri yürek altı kabristanı sanki
sokakları aşk çıkmazı
içimde uzak bir yer var
kaşıyor durmadan sonsuzluğu
çıbanlar çiviliyor yaşantıma
melhemsiz başlangıçlar serpiyor sonlarıma
içimde uzak bir yer var
hissediyorum
gökte ışıkları yansıyor
göremiyorum
gidemiyorum
içimde uzak bir sen var saramıyorum... Oktay Baykurt ........................ Tarihe benim ilk kelimelerim genelde kendini sözlükten çıkartmış,harfleri küflü ve sadece bana layık olan cild kaçkını kelimelerdir...bir anadolu köylüsünki gibi olur o zaman dilimden yazıya dökülen cümleler...sekiler,yamaçlar,gırtlaklar dizilir harflerin boğazlarına...anlaşılmak için yazılmamışlardır zaten,duyulmak için hıfs edilmek için yazılmışlardır.
ben anadoluyum dersem,inanmayın...anadolu benim dersem,gözümün arkasındaki anlamları kendi bilgi terazinize koyun ve inanıp inanmamakta karar kılın...ben tendürekte dere oldum,hasan dağında patladım,erciyeste bir bağ evi,nemrutta aileler kurdum...duvaklar alladım,atlar eğerledim orta asyaya...kılıçlar kalkanlar savurdum yavuzun yeniçerileriyle...ben anadoluyum sevdiğim...ansiklopedi kaçkını bir sözün çıktığı dudağım,kulağım,elim,ayağım...
ister yiğit de ister mehter başı...dolduruşa gelen tarihim nasılsa…çağların yasıyım…zaferlerin bayrağıyım...türküm...
bir türk işte kilimi gibi,killi topraklarında yetişen altın sarısı başaklar gibi sever maşuğunu…toroslara kurduğu çadırda gelin eder,yayla yollarındaki atlara bindirir al fadimesini…seni…. Oktay Baykurt Vuslatı Hayal vuslat günlerinde güneşlemek vardı sevdanın
ve o güneşe sarı eklemek vardı
maviyi çalıp yeşil sürmek vardı göklere
morluğa susamalıydı yer
ve bir ağaç kabuksuz kalmalıydı ikimizin yanında
cümleler kurmalıydı ölü şairler kulaklarımızda
dünyalar yapmalıydılar bize
dünyalar yakmalıydılar içimizde
yolları tüğümlemeliydiler sana bize gelmeyen
evler dikmeliydiler yüzümüz gölgeli
şehirler köyler yapmalıydılar duygularımızdan
ve vuslatın sarısı inmeliyydi güneşten
tükenmeliydi yeşil gökte
morluğu özgür bırakmalıydı toprak
ve biz ayrılsaydık kabuksuz ağacımıza bakarak Oktay Baykurt ................................ Neyse İşte Öyle sabahları ertelemek öğleleri geçiktirmek akşamı elinin tersiyle itme şansımız yok yaşamak dediğimiz şey günlerden ibaret ve günler konuşmalarla duygulardan mücerret hayata sebeb bedendeki ruh olsa da günlerle duyguları sana batırıp çıkarmak çok güzel ılıklığına ve ılgıtlığına uzaktan geçen bir gemiyi senin kahvaltı masandan izlemek vardı bu sabah gözlerindeki mahurluğu demlemek vardı saçlarını savuran rüzgara ve işlemek vardı sefaları kulağının altına her çatal şıkıltısını sitemlemek her bakışını maviye satmak vardı karşılıksız... bedelsiz saadetler durağı olsaydı masamız keşke düş koparan uçuşlara geçirseydi sandalyemiz yıldızlar harç, gezegenler çatı olsaydı uzak düşlerimize neyse işte öyle Oktay Baykurt ..................................... Ebedi Sevgi benim gök silkelenmelerinde yere düşen mavi gözlü yarim
neler getirdin bu gecenin sıfır dördüne
kalmaklıklar gitmiyor uyku dolu gamıma
sabahımı uzaklaştırıyor benden zıkkım olası garibliğim
senden olan bir karanlıkla cedelleşmek
ve vakitsiz ezanlar duymak istemek ne tuhaf
ve ne zor...
terkedemiyorsun, kalamıyorsun gündüzle gece arası düşlerinde
şimdi kapımın önünde bir postacı olmasını isterdim
çantası bomboş olmalı
benden alacaklarını taşıyamamalı
ve bahşiş olarak benden sevme dersi almalı
şimdi bir işportacı geçmeli sokaktan
domates biber diye bağırmalı uykulara aldırmadan
ben onu döğmeliyim dizlerim gibi
hıncımı çıkarmalıyım senle alakası olmayan şeylerden
neler getirdin bu gecenin sıfır dört otuzunda
sentezlenmekte yaprakla çiğ...
tavşanlar oynaşmalarda tilkiler gezinmelerde
baykuşlar bir ceviz ağacında
ya ben
doğanın ferdi olarak bu akıl sahibi olmayanlar kadar değilim
ne yapacağını bilmezim
yaşanmış geceleri bir sabah daha çerçeveleyecek
gittikçe daralıyor duvarımsı tenim
dar geliyor gözlerin
hızmalaştıkça alyansı parlıyor sensizliğin
of ki ne of!
gıyabında senle, huzurunda sensizim
şimdi bir sen dayanmalı kapıya
vurdukça uyanmamalı düşlerim
paçalarından ateş böcekleri düşmeli binlerce
kırılmadık penceresi kalmamalı gözlerimin
ve onca şeyi yakıp yıktıktan sonra
anahtarın yerini bildiğini anımsamalı, içeri girmelisin
çatımdan karanlık akışırken dokunmalı
kirpiklerimden arzular süzülürken öpmelisin
buruşuk sabahlara uyanmalıyız sonra
kırmızı aşkı bitirip ebedi sevgiyi içirmelisin Oktay Baykurt ...................... Nerdesin Benim mayam... Benim maya kadınım, nasılsın? Bugün seni çok özledim... Pul pul boncuk boncuk kırağı oldun düştün omuzlarıma... Dondurdu varyemez aşkın nerde gecelerimi aklıma ilikleyen gözlerin? acı harcım benim, nerdesin? Oktay Baykurt ................. bazen Ne Yapacağını Bilmezsin Bazen ne yapacağını bilmezsin…herkes gibi senin de acizlik anın olur hayatta…ne yapacağını biliyorken bile acizliğe yenilirsin…bu üşengeçliktir dersen,yanılıyorsun derim sadece…üşengeçlikte de yapacağını bildiğin halde yapmamazlık vardır ama bu kehilliktendir,içinde bulunulan rahatlığı bırakmamak için elinden geleni yapmaktır…oysa ne yapacağını bildiğin halde yapmamak kendini bırakmak ve hiçbir şeyi yapmayı istememek,kehillik ya da sonra da yaparım demek değildir…bunu tam manasıyla kavramlaştırabilmek ve kelimelere dökmek benim için biraz zor…şuan böyleyim mesela…kendimden bıkmışlık,insanlardan uzaklık hissiyatında duygular ortası bir labirentteyim işte…kurtarılmak yok,imdat dilemek hiç yok…zaten bunlar için de sebeb yok ki…’’bir an’’ sonuçta…günün kaçta kaçını barındırırki can sıkmaya değsin…değiyor ama ne kadar böyle söylesemde…kendimi duyamıyor,gözlerime hükmedemiyor,yüzümü asıyorum sorumsuzca…sorumsuzca çünkü yanımdaki insanlar bunu yanlış anlayabiliyorlar bazen…ve bu kendimden çok,onların benliğindeki ‘’bana’’ zarar veriyor…bir anlık bir şey,eğri büğrü bir bakış,tamir edilemez bir görüş yetisine dönebiliyor…yok ben öyle değilim,iyiyim,öyle demek istemedim,hımm anlamadım vs vs türündeki tepkiler bazen insanları dinlemediğiniz onları dikkate almadığınız hissi verebiliyor ki bu kendi açınızdan edinilmiş bir çok olumlu düşünceleri yıkabiliyor…hani bir söz var ya:iki kişinin bildiği sır değildir…işte ben de bu duygu fırtınalarını,acizliği kend kendime yaşamalıyım ve yanımda kimse olmamalı…anlık yalnızlıklarımı ebedi yalnızlıklara çevirmemek için bunu böyle yapmalıyım…ben hep böyle yapıyorum size de tavsiye ederim… Mesele Bu bir alışkınlık meselesi bu yalnızlığa bir sual bin fırça darbesi çizseydi seni olamadıklarını isteyebilir miydin böyle yapamadıklarını oldurur muydun ışıltılarında ve beyazlarında sen yoksun içindeki çocuk yok sanki burada olmamalıydım der gibi bakışların boynundaki kolyede kayıp denizler var sanki kol düğmelerin bile gönülsüz yüzündeki ifadeye elin başını değilde unutamadıklarını taşıyor sırtındaki dolaba ben seni arkandaki harita gibi ölçekli bir harita sanırdım duygulara işe aileye ve dostluğa sınırlar çizen bir maharetli bilirdim hep meğer bunlara eklentilerin de varmış sakladıkların yürekciğinin kulpuymuş melankoli matruşka olsana sen benim matruşkam bırak bu resime yalnızlık modeli olmayı önce kokun sonra yüzün elbiselerin duyguların ve içindeki çocuk matruşkamda kat kat iç içe hep sen işte daha ne …. Oktay Baykurt ELİF Elif…alfabeler üstü bir yüz…ciltlere sığmaz bir harf…düşünme dilime tüğümtirken kendini…bırak dişlere takılsın f’lerin…bir hayıflanma bir kazanma olsun cizgilerin…
Elif…sırma topraklarda biten bir çiçek gibisin…harfliği bırak anlam ol kişi ol…karşıma çık okunan kitaplarımda…sözlüğe kaçma akıl arkası olma…aşikar kıl kendini yüzünü…sen okundukça,bilindikçe varsın… Oktay Baykurt .......................... İskelede Bir Kadın Denizin üzerine çadırını açmış bir kadın vardı... İçinde okyanus,okyanusta bir yunus, Yunusta bir hüzün,hüzünde bir alım,alımlıkta bir düş... Onca insanın geçit töreninde, Ayrı bir buluttan yağmurlar yağdırıp ıslanıyordu aklı... Ne meraktı benimkisi Ne de uzaktan hüzzam beste izlemek... Sadece gözlemekti kadının yüzüne vuran içindeki çocuğun sevgisini, Mahzunluğunu,mutluluksu ağlayışını... Abartmaktır belki benim yazdıklarım Belkide dozajını kaçırmış bir renksizlik dünyası... Denize yakın olmak uzaklara gitmek değil midir? Bir iskeleden yakamoza banmak Anıların gözlerde oynaşması demek değil midir? Topla çadırını... Ve bir kol altına sığın. Sıcaklığında kaybol aşkın. Her yaşanan gün hatırandır dünyaya be kadın! Gel sevdaya, Atmosfer benim, Doğa benim. Sen yeterki gitmek iste Varacağın yer benim... ......................
Sabahın Fecri Günlerden salı ve zamanlardan sabah bir güzergah yapayım güne senle bu ne hüzün bu ne hışım duygular yırtık akıl virane umutların eski boyaları çatlamış binbir yerinden. Gelmessin, bilmezsin, yapmazsın bu gök yamalık ister gözlerinden ağlamazsın. Açım sana desem karanlık kaşıklatırsın şu avazı açık nağmelere. Gel! İnan ben kendimi hiç bu kadar sana ait hissetmedim. .Bu kubbeler bu semaya saplanan oklar hatrına gel! imanım allaha, aşkım gülüne, sevdam sensizliğe. Anlamadınsa duy Bildiysen gör Okumadıysan resmet hayalinde bizi. Varlığına gebe bu sabahın fecri… Oktay Baykurt ....................
Mektup 28 benim sana söyleyemdiklerim aslında her insanın içinden geçmeyi beceremeyen düşlerin bir özeti...bak bu ne saçma bir cümle diyebilirsin...yılların kafa kafaya verip bize yaşattıklarına baktığın zaman,aslında mecnunun ilerisinde shakespearin gerisinde bir yerde olduğumu görürsün...kelimelerin kifayetsiz kaldığı çok şey var bu özette...lakin anlatımsız kalıp adresinin bilinmesi de bir o kadar güzel… insan bedeni çalıştıkça,efor sarfettikçe yorulur,bezer...ruh ta aynıdır çok zaman..istemediğini yapar,düşünmek istemediğini hatırlar,ulaşamadığında hayıflanır vs vs...ama onca uzaklığa rağmen,strese ve gerilime rağmen yorulmadım hiç...bıkmadım sana uzak olmaktan,bir defa olsun ''neden yakınlardan bir kadın olmdı'' demedim...böyle şeyleri düşledikçe daha bir iştaha geldim daha bir güçlendim... ne kızartılacak bir yerin,nede oyulacak bir bedenin vardı oysa....kuru bir resimler zinciri ve onlara meze olan şiirler...dostluksa cabasıydı... böyle dostluğa sabretmek gerekirken biz neden sabır ötesi olduk..bazen bu allahın bir lutfu diyorum ve sen çok temiz bir insansın oğlum diyorum... sen de öyle.. bazen boşluğa düşüyorum.....bu ne,ne yaşıyorum,zevk mi alıyorum,aşk mı yoksa...yada daha mı ötesi bu,tutkular ötesi bir geri dönüşmü kendime. ben her gidişimde kendimi bırakıyorum bir yerlere ve her dönüşte seni topluyorum kendime.. anlayamayacağın kadar büyüklükler üstü bir mekansın bende.. Oktay Baykurt ........................ Öylesine 19 Bir cumartesi öğleninde pencere önü yanlızlığımdan sana sesleniyorum... Akdenizin lodosu her ne kadar uykuya salsa da beynimi gözlerimi tütsüleyen ekrandaki resmin muson hızıyla uyandırıyor beni... Gökteki nem, terden kalıplar çıkarıyor ama ben yine resmine poyrazlanıyorum.... Sırtım bir üşüyüp bir ıslanıyor, kulaklarımda aç sivrisinek müzikalleri; dilimde ramazanın susuzluk zındanları; ben yine alamıyorum bu eski kafalı sevdamı senden... Yazdıklarım kuramsız bir mevsime benzese de ben yine de bu eylülün sırtından inmeyeceğim... En sevdiğime en sevdiğim sonbahardan seslenmek ve ona sarıyı sevdirmek; onunla kremit kırmızısı yapraklardan sandallara binip sevdanın gövdesinden düşmek, yeşili küstürüp,mavi gözlerine ilhak olmak ne güzel şey... Oktay Baykurt ......................................
Uyuz Ciğer sen… ey benden sözler çalan dilin sahibi... sen,canımdan yongalar yakıp ısınan kadın... gelmek zamanı gel, şimdi tam sırası... içimdeki ocağa çırasın,gözlerimden tütene alaz... ben bekliyorum seni sevdanın en son durağında... ya kervanla geç önümden ya da gardenya kokan endamınla... geleceksin değil mi,ellerimden tutmasanda yüzüne köle yap bu uyuz ciğerini... Oktay Baykurt .................... Bitmeyen Şiir tepeden bakmak yaşadığın şehre anılara arşınlatmak sokakları kendini unuttuğun caddelere çakmak kalbini vuslatlar yaşatmak içindeki uzaklara ve ayrılıklardan gelip yakınlara gitmek yarmak yokluğunla gökleri güneşi kirpiklemek bakışlarınla ve kutsamak ellerinle o şehri her sözünle isimlemek mahallerini duygular yosunlamak çatılara özlem tütsülemek bacalara ve sonra sen gelmelisin yastığıma aklımın kuzeylerini yosunlatmak saçlarına üstüme çekmek nefesini yorgan misali ve ansızın bitirmek bu şiiri… Oktay Baykurt ...........
Yazamadıklarım yazamadıklarımı okumaya başlıyorum yeni yeni duymadığım kelimeleri unutuyorum durduk yerde anlatamadığım hayaller oluyor her mürekkep kuruyuşunda ama duyuyorum,içimden geçen bir kaç ayak izi var takip etmek için derman istiyorum düşler tanrısından vermiyor uzatmıyor elini köhneleşmiş aklıma beni klavuzlayacak bir yüz arıyorum belkide,rüyalar üstü ama rüya da uykunun koynundaki bir çocuk zaten çocuksu anlatımlarda ağlıyorum baksanıza bana bir derman bana bir yoldaş verin yaşamadıklarınızdan Oktay Baykurt ................................
Merhametin Kalbi (deneme) Kazanma dürtüsünün insana kazandırdığı en büyük şiddet çeşidi sanırım savaş olsa gerekKazanmak bir ‘’arzu’’ ve ‘’ hırs’’ işi olsa da, bunu devletler bazına indirgediğimizde bir insanı değil ‘’iki devletin milyonlarını’’ ilgilendiren cadı kazanını andırdığını söylemek gerekecektir. Kolların,bacakların,gözlerin havada uçuştuğu bu dünyada, kazanda kaynayan tek şey ‘’kan’’ köpüren ise ‘’öfke ve nefretten’’ başka bir şey olmayacaktır. Silahların merhameti, onu elleriyle tutanın korkusuna bağlıdır bir yerde…Korkuyla kovanından fırlayan bir mermi, yere yıkması gereken canın: ebadına, biçimine,ırkına,milletine bakmadan ‘’kazanılması gereken’’ için onu yere yıkacaktır.Bunu yaparken yani savaşırken merhameti unutacaktır. Merhamet, insan kalbinde kendine acımayı arkadaş edinmiştir ama bir üçüncü arkadaş daha vardır ki o da ‘’bencillik’’tir.Bencilliğin kazanma hırsıyla birleştiğini ve yıllarca kaybedenleri oynayıp sonra da ihtirasla el ele verdiğini düşünürsek aklımıza savaşlar gelecektir.Ki işte o savaş, merhameti, sadece yıkık duvarların,annesiz çocukların,aç karınların,bacağı kopuk bedenlerin vicdanından alıp; zalimlerin olmayan duygularına bırakacaktır.Barış ve intikam ateşi de ortalarda gezinip sahipsiz kalacak, yıllar sonra birileri onun elinden tutup misket bombaları ile diğerlerine hatırlatılacaktır! Malumunuz günümüzde kendisine tarih boyunca merhamet edilmeyen ya da edilmediğini düşünen bir millet pireyi öldürmek için ilk önce pirenin bulunduğu bedeni yere yıkmaya çalışıyor.Çocuklar,yaşlılar …sokaklarda adımlamak yerine yıkılan binaların altında kalıyor; ellerini hiç havadan indirmeden ne zaman başımıza bir gülle düşecek diye bekliyor.Korku imparatorluğu cesaret kırmak için birebir güreşmekten çekinip havadan bombalar atıyor.Bilali Habeşiler,Sümeyyeler gibi zora geldiğinde direnmeyen; Peygamberi yanlarından ayrıldığında,denizi karşılarına aldıklarında Peygamberlerini bir çırpıda düşüncesizlik,Yaratanı ise acizlikle tenzih edip dinlerinden dönen,danaya tapanlar yani korku imparatorluğunun müdavimleri şimdi hakim oldukları dünya güçlerini de arkalarına alıp bencillik ve ihtirasları uğruna ‘’bazılarının dünyalarını başlarına’’yıkıyor.Anlayacağınız geçmişin hesabını şimdilerde görüyorlar. Onlar Babil’den,Asur’dan,Roma’dan,Mısır’dan,Med’lerden,Pers’lerden görmedikleri merhameti ya da görmek istemedikleri merhameti Osmanlılar’da inkar edip; bencilliklerini uğraştıkları ticari(ki Yahudiler taşınmaz mal edinirler) ve sanatsal-bilimsel alanlarla içerisinde yaşadıkları toplumlara göstermişler ve böylelikle onları yönetip sömürmüşler,ihtiraslarını bencillikleriyle birleştirip statükocu ve en güçlü statülere sahip olmuşlardır. Şimdilerde dünya onlara:durun,yapmayın dese bile onlar bundan öyle tatminkar oluyorlar ki,eline silahını alıp bir kadını rehin alan zanlı gibi:gelmeyin,vururum; bakın nasıl yapıyorum.oh! güç bende artık; önceden siz izliyordunuz(gaz odaları) şimdide siz izleyin ooh! Dercesine hem de… 1945 ‘den bu güne gelinceye kadar uğraştıkları, kendilerinin yön vereceği bir dünya düzeni hayaline kavuşmuş olan bu kavim,tüm toplumlara nüfuz etmiş, şuan ki dünyanın medya,sinema,sanat,ticaret ve istihbarat ağını elinde bulunduran bir güç haline gelmiştir.Tabi ki güçlüden merhamet umulacaktır lakin beslenilen karga hikayesi onları bencilleştirmiş ve kendilerine yakıştırılan ‘’ acınan kavim’’ deyiminin söylenişini ihtiraslarıyla değiştirmeye çalışmaktadırlar ve bunda da çok başarılı oldukları da şüphe götürmez bir gerçektir. Dünyanın en büyük gücü olan insan gücünü en iyi bir şekilde kullanıp teşkilatlanan bir yapıdan bahsediyoruz,bir devletten bir dinden, demokrasi kılıflı teokrasiden.Devlet kademelerindeki yöneticileri savaş alanlarında yetişmiş,merhameti okuduğu dini (batıl) kitaba saklamış ve gerçek yüzünü ekranların arkasında gün yüzüne çıkaran bir devletin kalbi olamaz.Çizme ezmek ve ‘rap rap’ yapmak için giyilir,merhamet için değil. Oktay Baykurt ................................ 15.02.2010 Yazamıyorum Eskisi Gibi Yazamıyorum artık eski gibi Yaşam en aza indirmiş kullandığım kelimeleri Taş evlerin arasında teli kırılmış saz misali Yakamıyorum gözlerine Leyla türkülerini Yazamıyorum eskisi gibi Belki benden göçer gidersin İçindeki obalarda yanan ateşi Gözünden akan yaş sayarsın Yazamıyorum eskisi gibi Batılmış dersin benden duyduklarına Mukaddesleştirirsin yanlızlığı içinde Kalabalık aşk şarkıları varken kulağında Yazamıyorum eskisi gibi Bu soysuz aşk yaradımı sana söyle Bu sonsuzluğun uslanmaz çocuğu Seni içinden alıp gönderdi mi bilmediğin bir yerlere Yazamıyorum eskisi gibi Yazamıyorum senden bir adım öteye gitmeyi Sırtını dönme küsme bu söylediklerim hepsi yalandı Seninle tanıştığım gün ekimin on altısıydı Yazamıyorum eskisi gibi Acemi kalemler durağından ayrıldım senin sevdanla Okyanus kokulu orkidelerden sandallara binip Sığındım saçların yosunlu sevda koyuna NOT:Son iki aydır yazmayan birinin,kurumuş kaleminin içinde kalan mürekkep kalıntılarıdır. Oktay Baykurt ................................ 14.02.2010 İçimde Kalanlar Fırtınalı yüzünde Yapışkan bir bakış Dudaklarında naz endamlı haykırış Zannederim ki Afetlerin ardında kalan bir tek yüzün Tırmalamadan tırnaklamadan Neden güzel ki bıraktığın hüzün Jurnal tipli gözlerin Siyahını boğamadı umutsuzluğun Terlemeden sıkmadan Neden güzelki hüznün Eritemedim üğütemedim seni Sıradanlaştıramadım yüzünü Oraklayamadım baltalayamadım Bana ırak sevgini Merak etme kekemeliği tutmaz kalbimin Ilmeklem zamanını söyleyeceklerimin Konuşmayı,yapışkan bakışlarına ve Tek hediyen olan vuslat akşamlarına bıraktım Oktay Baykurt ................................................... 13.02.2010 Sahilde Şimdi ellerinde mavi bir sevinç Gökyüzünü adam ediyor gözlerin Sümbüller kök salmış bakışlarına Köpükleri uslanıyor yakamozlu denizin Yastığında kızılca kıyamet huzur Boynunda amber cennetinden tütsüler Kıyılara yakışan kadın olmak senin işin Yosunların kokusunu uzaklara sürgün etmiş nefesin Hadi çıkar üzerindeki hayatın telaşını Ne kadar terketmiş hüznün varsa çağır odana Çiçek çiçek çizgi çizgi işle onları mayona Ve iskeleden bana oltala onaları Bir tek,bir tek ben, kanarım sana Mehtabın şamdanında yanan kadınım benim Sevgi senin bana kurduğun tuzak olsa gerek Yaz güneşinden fazla yakıyor beni sahildeki bedenin Lacivert gecelikli dalgalarla savaşmak vardı senle Tuzlu bedenine sarılıp saçlarına aşkı asmak Ve sonra yakamozları perdene ateşböceği yapıp Şehvetin melodisine düşen gölge olmak Şimdi güneşin rengi değişti artık, kasım vedalarına gitti sandallar Meltem ise, sarhoş mevsimlere götürmez oldu yanlızlığımı Melankoliye adım adım yaklaşıyorum merhametli zalimim Bari, bari sensiz yazlarımı uğurlamaya gel artık... Oktay Baykurt ............................................................ 12.02.2010 Genç Ölüm Şarkıların virajında tepe taklak gitti sevdalı. Yandı kül oldu ne kadar çicek varsa elinde, Veremedi en sevdiği kaldırım güzeline... Sözlerin ekildiği,adımların çizildiği taşlar onlarsız eskiyeceklerdi artık. İlk buse ilk sarılma sır olup gidecekti... Hayata tutunmak istedi ambulansta. Bir el uzandı gökten, meftunesiydi gördüğü; uzattı elini, zamanı bıraktı gitti... Yakışmadı be sevdalı sana böylesi! Bir şarkıya dalıp şarkı bitmeden nefes vermesi. Bu şehir bu caddeler şarkılara kaldı bak! Her yerde onların ayak sesleri... Notalara dil olup aşka ritim olmak varken Gerdanlık oldun aç topraklara... Şimdi ölümler mi fışkırsın tüm aşklardan? Kavuşmalar şarkılarda mı kalsın? Bir kadeh aşk şarabını içemeden şişeyi gözü yaşlı maşukuna bıraktın... Söyle! Kırmalı mı,atmalı mı,saklamalı mı bu şişeyi maralın? Ama unuttuğun bir şey var be sevdalı, Sen,ölümün en genciyle kucaklaşırken; sevdalını ''genç'' bıraktın... Oktay Baykurt .................. 11.02.2010 Uyku kafesinden çıkınca bedenim acem buselik makamında başlar gün. Ve öyle gavur gelirki dışarı çıkmak günümün gassalı oluverecekmiş gibi yokluğun. Sen yoksan süzülmeyeceksen sokaklarda ben de geçmem çakılırım balkonlara. Ve seni aşka mihreden bu yüreğe sabıkalar dizerim her of faslında. Akşamüstü zamanlarında yine sen varsın. Güneş gider sen gelirsin. Ay çıkar tepeden hayalin gammazlanır aklıma Gece sensizliğin çiğleri düşer yatağıma Ve bir tutam gam konar yastığımdaki çiçeğe Gıdıklar durmadan duygularımı Gözlerimi kaşındırır bu yanlızlık Ağlamaklı dünyalar kurarım kendime Hıçkırmam sana aşkın ağıtlarını yakarken Kaynar durur karanlık göğün kepçesinde Pişmesini beklerim en olgun loşlukların Ve kaşıklarım durmadan sen mezesiz rüyaları Sarhoş eder beni bu derinlik Fırlama olur çıkar aşkım Nerdesin gel benim derd-i ihtişamım Oktay Baykurt
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.
metin sahin
[ 05 Mart 2010 18:32 ]
1960da yazdıgım bir şiirimi sunuyorum.Gerisi gelecek...
DAMLA......
bir damla olsam
bin damlara damlasam
bir başkası olsam
kendime dayak atsam
Metin ŞAHİN asrın ozanı...
Yorumların tamamını okumak için tıklayın.
|

DÖVİZ
|
Döviz |
Alış |
Satış |
| Dolar |
1.8236 |
1.8324 |
| Euro |
2.3158 |
2.327 |
| |